31 Aralık 2011 Cumartesi

(: ESKİ YIL GÜLE GÜLE :)

Bir yılı daha tükettik.
İyisi-kötüsü-güzeli-çirkini-acısı-sevinciyle.
Hedeflerimize ulaştık ya da 
çabaladığımız halde çeşitli nedenlerle ulaşamadık.
Bu gece yarısı yeni yılın kapısını aralayacağız.
Bakalım bize ne sürprizler hazırlamış diye...
Kendimize yine yeni hedefler koyacağız.
Yarım kalan işlerimizi tamamlamaya çalışıp
yeni ufuklara yelken açacağız.

Eyy 2012,
Gelirken sepetinde herkese bolca
sağlık sıhhat, mutluluk, sevinç, başarı getir.
Elbet o sepetin içinde bir miktar 
acı ve üzüntü de olacak.
Yanında dayanma gücü de getir gel emi :)

Eski yıl güle güle, yeni yıl hoş gele...





22 Aralık 2011 Perşembe

ELİŞİ DEFTERİNİN HEDİYELERİ VAR

Takip ettiğim blogger arkadaşlar bu aralar yeni yıl hediyeleri vermek için çekiliş yapıyorlar.
Onlardan birisi de Elişi Defteri blogunun sahibi.
Onun verecek olduğu hediyelerden etamin işli olanına da benim talip olasım geldi :)

11 Aralık 2011 Pazar

UFUK KIRAY'ın OBJEKTİFİNDEN N.Ç.

Fotoğraf camiasının yaramaz ve muzip çocuğu olarak bildiğimiz sevgili Ufuk Kıray kardeşimiz bu defa toplumun kanayan yarası çocuk istismarı ve tecavüzünü ele aldı.Sizinle, N.Ç. davasını kendi objektifinden yorumladığı fotoğrafı ve o fotoğrafın yer aldığı Hürriyet Gazetesinin Pazar ilavesinde Sibel Arna ile yaptığı röportajı paylaşmak istiyorum.
Sizden ricam o haberi lütfen olabildiğince sosyal ağlarda ve bloglarda paylaşmanız.Çünkü bu konuda ne kadar çok ses gelirse o kadar faydası olacağına inanıyorum.
::İŞTE O FOTOĞRAF::
::RÖPORTAJIN FOTOĞRAFLA İLGİLİ KISMI::
""Gelelim N.Ç. davasına... 
- 2002’den beri süren bir dava... Üzülerek söylemeliyim ki çok geç haberim oldu. Mahkemenin kararından sonra basından ve sosyal medyadan takip ettim gelişmeleri. Özellikle mahkemenin vardığı ‘kendi rızası’ yargısına ve en alt sınırdan ceza verilerek, cezalarda indirime gidilmesini kabullenemedim. Durumun hukuka uygun olması vicdanlarımızı rahatlatmaya yetiyor mu? Bu noktada şiirin, karikatürün, öykünün, sanatın tüm dallarının beslendiği hayattan fotoğraf da payına düşeni almalıydı. Ben de hissettiklerimi fotoğrafımla anlattım.""

8 Aralık 2011 Perşembe

Türk Çayını Kimse Böyle Anlatamaz

Bugün Facebookta rastladığım bir videoyu sizlerle paylaşacağım.
Belki içinizden izlemiş olanlar vardır belki ama olsun :)

20 Kasım 2011 Pazar

KASTAMONU SAHİL İLÇELERİ FOTOĞRAF BULUŞMASI 2011

Bundan tam bir ay önce Şehit haberleri aldım, üzüldüm ama önceden planlı olan Kastamonu Sahil İlçeleri Fotoğraf Buluşması 2011 için düştüm Kastamonu yollarına. 21 Ekim sabahı erkenden uçakla İstanbul'a gittim, akşam da Fotogezileri.Com ile iki otobüs Kastamonu'ya doğru yola çıktık.Sabahleyin bizim otobüs Bozkurt'a, diğer otobüs İnebolu'ya geçti.Kahvaltının ardından ormanın nefes açan ama hafiften sararmaya başlayan renk cümbüşünün ve Karadeniz'in hırçın denizinin eşlik ettiği yollardan geçerek Bozkurt, Çatalzeytin, Abana'yı gezdik.Abana'da Hacıveli konağı'nda çay içtik.Sonrasında İnebolu'ya geçip Türk Ocağı'nı gezdik.Bizim gezdiğimiz saat fotoğraf için çok geç bir saat olduğundan fotoğraf çekme imkânım olmadı.Akşam'da İnebolu'da bizim için verilen (Kızılcık Tarhanası-Güveç-Pilav-Revani) akşam yemeğini yedik.Ardından Tansu GÜRPINAR, Tuğrul ÇAKAR, Nevzat ÇAKIR, Hamit YALÇIN ve Emre İKİZLER'in konuşmalarını ve fotoğraf sunumlarını izleyip, memleketin dört bir tarafından gelen fotoğraf dostlarıyla az da olsa muhabbet edip tanışma fırsatımız oldu.Gece tekrar Bozkurt'a dönüp kalacak olduğumuz misafirhaneye yerleştik.O kadar yorulmuşuz ki hepimiz, yorgunluktan uyku tutmayacağını bildiğimiz için bir kısmımız yemekhaneye toplanıp biraz daha sohbet ettik.Sonrasında ise odalara gidip derin bir uykuya daldık.Normalde hemen uyuyamam ama o gece anında sızdığımı biliyorum:)
Ertesi gün sabah kahvaltıdan sonra Bozkurt'tan eşyalarımızı toplayıp bizi misafir eden Bozkurt'lularla vedalaştıktan sonra İnebolu'ya doğru yola çıktık.Yol üstünde bir kaç yere daha uğrayıp sonunda İnebolu'ya vardık.Pembe Köşk'ü gezdik, orada bize ikram edilen pastaları yedik, çayları içtik.Pembe Köşk'ten İnebolu'yu tepeden seyredip keyfine vardık, fotoğraf çektik.Ardından sahile inip çarşı içini gezdik biraz.En son geri dönüş için bize rehberlik eden Kasfot üyesi arkadaşlara veda edip tekrar Kastamonu'ya geçtik.
Bir-birbuçuk saat kadar Kastamonu'nun şehir merkezinde gezdik, etli ekmeğin pastırmalı olanından yedik bir grup arkadaş.Çoğu pastırma ve Taşköprü sarımsağından aldı İstanbul'a götürmek için ama ben uçakla İstanbul'dan Antalya'ya döneceğim için kokar diye cesaret edip alamadım.Ama Kastamonu'nun meşhur çekme helvasından sekiz kutu aldım dağıtmak ve yemek üzere.Çok da güzeldi doğrusu.Dönüş yolunda ise Van depreminin haberini aldık ve yine üzüldük :(
İstanbul'a dönerken Safranbolu'ya uğradık ve safran çayı içip Safranbolu ile ilgili küçük bir sunum izledik.Safran çiçeğinin kolonyasını da üretmişler.Durur muyum hiç, hemen aldım elbette:) Bu kısa moladan sonra durmadan yola devam ettik ve gece yarısı İstanbul'a ulaştık.Yol arkadaşlarımla bir bir vedalaşıp geceyi yeğenimin evinde geçirmek üzere taksiye bindim.
Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra toparlanıp havaalanına geçtim ve uçak saatini beklemeye koyuldum.
Bu geziyle ilgili haberleri ben kısa kestim ama 
buluşmaya katılan Özge Güngör izlenimlerini Hürriyet'in Seyahat ekinde paylaşmış.

::DİP NOT::
Bu buluşmaya vesile olan herkese, destek veren belediyelere, bizlere rehberlik eden Kasfot üyelerine çok teşekkür ediyorum.
:: SİZİ FOTOĞRAFLARLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUM ::




12 Kasım 2011 Cumartesi

VAN İÇİN UMUT FOTOĞRAFLARI SERGİSİ

::paylaşacak çok şey var ama bu en önemlisi::
Özellikle İstanbul'da yaşayan sevgili blogger arkadaşlar, size sesleniyorum.
Otuz kadar fotoğraf sanatçısının Van'da yaşayanlara destek amacıyla bir araya gelip açacakları serginin haberi bu.İstanbul'da yaşayanlar için bir şans sayılır.Başka şehirlerde yaşayıp ta gitmek isteyenler olursa daha da güzel olur.Ben de imkânlarımı zorlayacağım gidebilmek için.
Lafı uzattım, sergiyle ilgili bilgiler altta::
::Sergi Mekânı::
City's Alışveriş Merkezi, Nişantaşı-İSTANBUL
::Sergi Tarihleri:: 
15-18 Kasım 2011
::Sergi Gün ve Saatleri::
Salı-Cuma 10:00-22:00
::Açılış:: 
15-Kasım Salı günü, Saat 19:30
::DİP NOT::
MÜMKÜNSE BU YAZIYI BLOGLARINIZDA PAYLAŞINIZ LÜTFEN

16 Ekim 2011 Pazar

TUĞBA KİPER

Aradan çok uzun zaman geçti sizinle fotoğraflarını beğendiğim arkadaşları tanıştırmayalı.Bu haftaki misafirim doğa tutkunu sevgili Tuğba Kiper.Henüz kendisiyle yüz yüze gelip tanışma fırsatım olmadı ama fotoğraflarını ilgiyle takip ediyorum.
Fotoğraflarının çoğunluğunu damlaların içine aldığı doğa oluşturuyor.Manzara fotoğrafları da çekiyor ama ben en çok damlaların içine sığdırdığı renkli dünyayı seviyorum.Umarım damla fotoğrafları çekmekten vazgeçmez.
Diğer fotoğraflarını da görmek isterseniz alttaki linkleri ziyaret etmenizi isteyeceğim.
http://www.anafot.net/FOTOMAKALE-48-dogaya-yakindan-bakmak
http://www.fotokritik.com/kullanici/tkiper/portfolyo/
http://www.fotoiz.com/index.php?name=uyeler/profil&file=index&profilID=9761
http://www.fotono1.com/profili.php?p=ufoto&user=11368


Ben sözü kısa kesip sizi Tuğba Hanımın fotoğraflarıyla başbaşa bırakayım en iyisi.İyi seyirler ve güzel bir Pazar günü diliyorum hepinize...



Bol fotoğraflı bir hafta sonu olsun :))

10 Ekim 2011 Pazartesi

ÜŞÜMEK GÜZELDİR

Antalya'nın cehennem sıcaklarıyla geçen yaz günlerinden sonra nihayet üşümek gerçekten çok güzel.Böyle söylüyorum ama Allah dondurucu soğuklardan da bizi korusun.
Alttaki fotoğraf Antalya-Isparta yolu üzerindeki Karacaören Barajından.Bir tarafta balık çiftliği, diğer yanda turistlere rafting olayı :)

4 Ekim 2011 Salı

TIK TIK - ORADA MISINIZ :))

Yine uzun zaman olmuş görüşmeyeli.En son bayram tebriği paylaşmışım.Bu arada bayramda plansız programsız ve jet hızıyla Bursa-İznik Gölü yaptık eşimle.Bayramın birinci günü akrabalarla bayramlaşmamızı yaptık.İkinci günü sabah erkenden düştük yollara.Ben yine yollarda ara ara arabayı durdurup fotoğraf çektim.Belli bir programımız olmayınca yolumuz Sapanca'ya kadar uzadı ama orada kalacak yer olmadığı için istikâmeti İznik Gölü'ne çevirdik.Akşamın geç vaktinde zar zor bir otel (İstanbul Otel) bulduk ve geceyi orada geçirdik.Göl kenarı değildi ama temiz, bakımlı, küçük bir oteldi.Ailecek işletiyorlardı.Herkese rahatlıkla tavsiye edebileceğim bir otel.
Gün doğarken kendimizi gölün kenarına attık hemen, oksijen depolamaya ve fotoğraf çekmeye.Sonra da otelde kahvaltı yapmak yerine kaldığımız otelin arkasında bulunan çorbacıya girdik.Harbiden çok güzeldi çorbaları.Çorbamızı içtikten sonra otele dönüp valizimizi topladıktan sonra tekrar Antalya'ya dönmek için yola çıktık.Dönüşte İnegöl-Domaniç-Tavşanlı-Çavdarhisar-Gediz-Uşak-Çivril-Işıklı Gölü-Gökgöl-Dinar-Burdur üzerinden geze geze Antalya'ya ulaştık.Çavdarhisar'dan geçerken Aizonai antik kentini de ziyaret ettik.Işığın en dik olduğu saatte çekim yapmak zorunda kaldım ama başka şansım yoktu.Koruma altındaki Işıklı Gölünü ve Gökgölü fotoğraflamak içinse çok ters bir zamandı ve fotoğraf çekemeden sadece izlemekle yetinerek gelip geçtim oradan.
Bayram hikayesi bu kadar.Yeni bitirdiğimiz yeğenimin kına ve düğün hikayesi bir sonraki yazıya kısmetse.Görüşürüz yine, kendinize iyi bakın :))


Bu arada siz bu fotoğrafları izleye durun, ben de diğerlerini hazırlayayım...

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Hem 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ 
hem de RAMAZAN BAYRAMIMIZ 
hepimize kutlu mutlu olsun.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim.

23 Ağustos 2011 Salı

ARÇELİK NİHAYET BUZDOLABIMI DEĞİŞTİRDİ

Evet, ARÇELİK nihayet arızalı buzdolabımı değiştirmeyi dün kabul etti ve bugün yenisini getirip teslim etti.Arızalı olanı da fabrikada incelenmek üzere alıp götürdü.
Geç oldu, güç oldu, beni çok da üzdüler ama sonunda yola geldiler...

19 Ağustos 2011 Cuma

ARÇELİK, SANA VERDİĞİM SON ŞANSI DA KAYBETTİN

EVET, SANA VERDİĞİM SON ŞANSI DA KAYBETTİN ARÇELİK HAZRETLERİ.ŞU AN ÖFKEM TAVAN YAPMIŞ DURUMDA.DAHA PARÇALARI DEĞİŞELİ BİR AY OLMADI AMA BUZDOLABININ SOĞUTUCU BÖLMESİ YİNE SOĞUTMUYOR.NE ANLADIM BEN SİZİN VERDİĞİNİZ HİZMETTEN.
TEMMUZ AYININ SONUNDA BUZDOLABIMLA İLGİLİ ŞİKAYETİMİ BURADA YAZMIŞTIM BİLİYORSUNUZ.


OTOMOBİL ÜRETİCİLERİ BİLE ARIZALI ÇIKAN SERİLERİNİ DÜNYANIN HER BİR YERİNDEN GERİ ÇAĞIRIYOR VE TOPLUYOR.KOSKOCA ARÇELİK DE PEKALA ARIZALI SERİ OLAN 5192 NF BUZDOLABINI ADINA-ŞANINA YAKIŞIR BİR ŞEKİLDE GERİ TOPLAYABİLİRDİ.



BU SABAH YİNE MÜŞTERİ HİZMETLERİNİ ARADIM VE DOLABIN SOĞUTUCU BÖLMESİNİN ÇALIŞMADIĞINI BİLDİRİP DOLABI EN KISA SÜREDE DEĞİŞTİRMELERİNİ İSTEDİM.ŞAYET DEĞİŞTİRMEZLERSE DE DOLABI GÖTÜRÜP EN YAKIN ARÇELİK BAYİNİN ÖNÜNE ATACAĞIMI DA BELİRTTİM.


GERÇEKTEN BUGÜN AKŞAMA KADAR BANA GERİ DÖNMEZSE ARÇELİK BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ, YUKARIDA YAZDIĞIMI YAPACAĞIM.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

KEYFİM YOK

Evet, keyfim yok, mutsuzum.Çünkü 17-Ağustos-1999 depreminin yıl dönümü ama bu konudaki çalışmalar kaplumbağanın hızından bile yavaş.Üstüne her gün aldığımız şehit haberleri tuz biber ekiyor.Ne okuduğumdan bir şey anlıyorum, ne izlediğimden keyif alıyorum ne de dinlediğimden zevk alıyorum :(

11 Ağustos 2011 Perşembe

SIRA GELDİ KLİMAYA :))

Bugün bulaşık makinem geldi çok şükür.Motoru değiştiği için ikiyüzonbeş lira gibi bir rakam ödedim.
Annemin yardımcısının onbeş günde bir kullandığı iki günlük izin dolayısıyla geçtiğimiz Pazar günü yine Korkuteli'ye gittim ve dün öğlen geldim.Korkuteli Antalya'nın yaylası ama plansız yapılaşma ve betonlaşma sonucunda benim çocukluğumdaki gibi serin değil artık.Hele bu hafta (her yörede farklı faklı telaffuz edilen) eyyam-ı bahur sıcakları nedeniyle orası da çok sıcaktı.Az da olsa sıcak basıp rahatsız olunca ara ara klimayı açıp biraz olsun ferahladık.Normalde insana ters geliyor yaylada klimayla serinlemek :(
Oranın kuru havasına alışıp Antalya'ya gelince nemli ve sıcak hava daha çok çarpıyor beni.Dün öğleyin eve geldim ve salonun klimasını açayım dedim ama zaten son günlerde az soğutan klima hiç soğutmaz olmuş.Büyük ihtimalle gazı bitti.Hemen servisi aradım ve yarın sabah için randevu aldım.Şimdilik çocukların odasındaki klimayla idare ediyorum.
Bu aralar evdeki eşyaların arıza ve servis problemleriyle kafanızı şişirdim.Kusura bakmayın artık :)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

NAZAR DEĞDİ

Bu aralar evimdeki beyaz eşyalar bir bir arızalanmaya başladı.Nazar değdi herhalde.Bir önceki yazımda buzdolabımın arıza yaptığını yazmıştım.Neyse ki servis geldi ve garanti dahilinde olduğunu söyledikleri buzdolabımın parçasını değiştirdiler.Şimdilik normal çalışıyor, bakalım ne zamana kadar gidecek.Yine de buzdolabım tekrar aynı arızayı gösterir de dolapsız kalırım diye gidip buzluk kısmı olmayan bir buzdolabı aldım.
Buzdolabı problemini hallettim diye düşünürken bu defa da bulaşık makinem arıza yaptı.Ya kartında arıza varmış ya da motorunda.Makineyi alıp gittiler, kaldım ben de bulaşık makinesiz ortalarda.
Allah çamaşır makinemin arızasından korusun beni, bir de o bozulursa nice olur halim bu sıcaklarda bilemiyorum artık.Neyse...

28 Temmuz 2011 Perşembe

ARÇELİK - SENDEN ŞİKAYETİM VAR

En güvendiğim marka diye 2005 yılında 5192 NF model no-frost buzdolabı aldım Arçelikten. 2007 yılının yazına kadar bir sorunum yoktu.2007 yılında buzdolabının derin dondurucu kısmı karlama-buzlama yaptı.Servis çağırdım, geldiler baktılar.Buzdolabının fişini çekip buzunun tamamen çözülmesini beklememi ve kendilerini parça değişimi için tekrar geleceklerini söylediler.Neyse, üç gün sonra gelip buzu çözülen buzdolabının timer'ını ve buzluk kısmındaki bir parçasını değiştirip gittiler.O zaman garanti kapsamındaydı ve ödeme yapmamıştım.
Aynı şikayetle 2009 Mart ayında yine çağırdım.Elimde servis fişi var ama parça değiştirilip değiştirilmediğini şu an hatırlamıyorum.Geçen sene ev boya-badana yapılırken yani Ağustos 2010'da aynı arıza tekrarladı.Yine servis çağırdım, dolap yine aynı işlemlerden geçti ve parça değişti.Bu defa garanti süresi dolduğu için hem servis ücreti ödedim hem de parça parası.
Buzdolabım aynı şikayetten yine arızalı.Yine servis gelecek, yine aynı prosedür işleyecek.Allah'tan parçanın garanti süresi dolmadı da onun ücretini ödemeyeceğim.Servis ücreti ödemekle paçamı kurtaracağım.
------------------------------------------
Son dakika haber::Az önce servis geldi ve bu modeller için yeni kit halinde değişecek parçalar üretildiğini söyledi.O kitin takılması durumunda buzdolabımın bir daha sorun yaratmayacağını belirttiler.Ama Cumartesi gününe kadar buzdolabımın yine fişi çekik, kapağı açık kalacak buzu çözülsün diye.Buzdolabı olmadan yaz günü nasıl olur ki? En iyisi spotçudan 200-300 liralık tezgah altı bir buzdolabı temin edip bu sıcaklarda sıkıntı çekmemek lazım.
Servis bir de müjde verdi bana, buzdolabını aldığım yer meğer benim buzdolabımın garantisini yedi yıla çıkartmış.ama benim şimdi haberim oldu.Bu da bu işin tesellisi oldu bana :)
-----------------------------------------
Ey Arçelik, bu buzdolabı yeni yedek parça kiti takıldıktan sonra da aynı arızayı verirse benim buzdolabımı değiştirin ya da ben bir daha Arçelik mağazası gördüm mü yolumu değiştireceğim artık.Bu son şansınız, iyi değerlendirin.NOKTA.

PİRUZE

Uzunca bir zamandır kitap okumuyordum ama bu aralar annemin yanına sıkça gidiyorum ve iki gün kalıyorum.Bilgisayar ve net ortamından uzak kaldığım için orada boş vaktimi değerlendirmek amacıyla yanımda kitap götürüyorum.Bu defa yanımda Sinan Akyüz'ün PİRUZE adlı kitabı vardı.
İlk bakışta Betty Mahmudi'nin "Kızım Olmadan Asla" adlı kitabına benziyor.Betty Mahmudi'nin kitabında taraflardan biri Amerikalı diğeri İranlı idi.
Piruze'de ise bir taraf Türk, diğer taraf Suriyeli ve her iki tarafta müslüman.Sonuçta her iki kitapta da kadınlar hep eziyet ve cefa çekiyorlar ama sonunda bir şekilde kaçıp kurtuluyorlar.
Piruze; Türk diplomatının kızı ve babasının işi gereği dünyanın çeşitli ülkelerinde okumuş, İngilizceyi ana dili gibi konuşan, sarışın ve uzun boylu güzel bir kız.Tam üniversite çağındayken yine babasının vazifesi gereği Suriye'nin başkenti Şam'a gidiyorlar.Oranın zenginlerinden birinin yakışıklı oğluna kalbini kaptırıp babasının karşı gelmesine rağmen aşık olduğu adamla evleniyor.Kayınpederi ölene dek çok mutlu bir evlilik sürdürüyor.Kayınpederi öldükten sonra kayınvalidesinin yanına kocasının isteği doğrultusunda taşınıyorlar ve mutsuz günleri başlıyor.Kayınvalide bir taraftan, eşi bir taraftan sürekli eza ve cefa çektiriyorlar.Hatta kocasının kendisini aldatmasına bile çocuklarının uğruna göz yumuyor.Ne zaman kocası onu öldüresiye dövüp hastanelik ediyor, o zaman çocuklarını da alıp kaçma planları yapmaya başlıyor.Lâkin sadece kendisi kaçıp kurtulabiliyor.Yıllarca çocuklarına kavuşabilmek için uğraşıp didiniyor ama nafile.Taa ki hayatın kendisine hazırladığı bir tesadüf sonucu yirmi yıl sonra büyük oğluyla karşı karşıya geliyor ve hasret sona eriyor.
Kitabın sürükleyici ve insanı okurken yormayan bir yazım dili var.Başkalarını bilmem ama ben okurken keyif aldım.
-------------------------
Bu arada annem daha iyi bugünlerde, hepinize iyi dilekleriniz için teşekkür ederim.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

CAN SIKINTISI

Bu aralar keyfim yok.Ne fotoğraf çekebiliyorum, ne de gezebiliyorum.Denize de ayak basmadım henüz.Antalya'nın malum cehennem sıcakları bugün kendini iyiden iyiye hissettiriyor.Annem bu aralar sık hastalanır oldu.Keyifli yazılar paylaşabilmem için önce benim keyfimin yerinde olması gerek.Annemin mide-bağırsak-böbrek şikayetleri nasıl düzelecek bilemiyorum.Korkuteli'de oldukları için en çok iki ablam ilgileniyor lakin benim aklımda orada kalıyor.Bugün gidip bakıp geleceğim ama asıl Pazartesi gün gidip bir kaç gün kalacağım yanında.Bu yaz blogla pek ilgilenemeyeceğim gibi görünüyor.Çünkü, Ağustos'ta ablamın kızı ikinci bebeğini dünyaya getirecek, Ekim'in başında küçük ablam oğlunu evlendirecek, dolayısıyla onların telaşı çoğalacak ve benim anneme daha fazla zaman ayırmam gerekecek.Sonbahara kadar beni buralarda göremezseniz merak etmeyin emi.
Can sıkıntısı, kapı gıcırtısı işte...Şimdilik hoş kalın, fırsat olursa ara ara uğramaya çalışırım buralara.Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın.Sanırsam içinizi kararttım biraz.Sandıktan içinizi açacak bir fotoğraf paylaşayım da neşemiz yerine gelsin değil mi ama :)
Antalya Yeşilbayır'da çektiğim bir fotoğraf, seyrinize...

19 Haziran 2011 Pazar

BABA EVİ

Bir zamanlar Baba Evi diye bir dizi vardı televizyonda.O dizinin her bölümünün sonunda bu jenerik müziği çalmaya başlardı ve benim gözyaşlarımda akmaya.Çünkü dizinin yayınlandığı yıllar tam da rahmetli babamın akciğer kanseriyle mücadele ettiği ve dizinin bittiği zamanlarda hayatını kaybettiği günlere rast gelmişti.O gün bu gündür ne zaman dinlesem ya da ne zaman kulağıma en ufak tınısı gelse gözlerim yine dolar.
Babamla iyi ya da kötü bir dolu anım var.Ama en önemlisi, okula bile gitmediğim günlerde oturduğumuz evin merdivenlerinden elimde içi su dolu çay bardağı ile yuvarlanıp sağ avucumun içine kırılan bardağın camının gömüldüğü gündür.Babamın beni kucakladığı gibi komşuların yardımıyla hemen hastaneye götürüşünü bugün gibi hatırlarım.Avucumdan oluk oluk akan kanı bir bez parçasıyla bağlayıp durdurmaya çalışmış lakin başaramamıştı.O benimle uğraşırken ben kaybettiğim kanın etkisiyle mi bilmiyorum uyuşmuş gibiydim biraz.Zira canımın acısını düşüneceğime babamın üstünün başının kan olduğunu düşünüp ona üzülüyordum.En sonunda hastaneye varınca avucumun içini temizleyip güç bela yanılmıyorsam altı-yedi dikiş attılar.Uyuşturdular mı uyuşturmadılar mı orasını hatırlamıyorum.Eve geldikten sonra gece tekrar kanadı avucum, tekrar hastaneye gittik.Ne yaptılar, ne ettiler de kan durdu bilmiyorum.Sonraki günlerde sağ elim boynuma asılı vaziyette gezdim bir müddet.O zamanlar sokak aralarında rahatça oynayabiliyorduk.Yaz günüydü ve ben sokakta elim boynumda asılı olarak hem oynuyor hem de sokağımızda bulunan komşu terzi amcaların ikram ettikleri meyveleri sol elimle yemeye çalışıyordum.Hatta birinde elime koca bir salkım üzüm tutuşturmuşlardı da sol elimle salkımı havaya kaldırıp üzüm tanelerini ağzıma doğru götüreceğim diye canım çıkmıştı :)
Bu kadar anı yetsin.İnsan bir yandan bunları düşünüp hem ağlar hem de güler mi? Hayat işte, bir şekilde böyle sürüp gidiyor.Ben sizi en iyisi Aşkın Nur Yengi'nin Baba Evi dizisi için söylediği şarkıyla baş başa bırakayım.
BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.

11 Haziran 2011 Cumartesi

KUZULARIN SESSİZLİĞİ

Bildiğiniz gibi yarın yine seçim var.
Tercihimiz bir sonraki seçime kadar hayatımıza bir şekilde etki edecek.Öyle ya da böyle sonuçlarına yine biz katlanacağız.Türkiye için sonucu hayırlı bir seçim olur inşaallah.Sözü kısa keseyim de asıl konuya geleyim.
Ben sizinle daha önce de fotoğraflarını paylaştığım sevgili Ufuk Kıray'ın seçim konusunu mizahi bir şekilde kurguladığı 
KUZULARIN SESSİZLİĞİ adlı fotoğrafını paylaşmak istiyorum.



7 Haziran 2011 Salı

UÇANSU 2 ŞELALESİ

Bir buçuk ay önce takılıp gezmiştim eşimin arkasına en son ve buradaki yazımda da sizinle paylaşmıştım.Bu defa annem ve yardımcısı da bizimleydi.Yine aynı bölgeyi gezdik sayılır ama ilk durağımız Uçansu 2 Şelalesi idi.Şelalenin yolunu ilkten şaşırıp kestirme yola girdik, hay girmez olaydık.O kestirme yolu bisikletli ve atv motorlu turist grupları safari amaçlı kullanıyormuş.Zaten toprak bir yol, bir de ara ara Uçansu Şelalesi'nin oluşturduğu küçük dere yatağı yolu kesiyordu.(Bu arada arabamız FİAT DOBLO olduğu için altı yüksekti.)Neyse zor zahmet ulaştık Uçansu 2 Şelalesi'ne.Orada biraz dinlendik, ben fotoğraf çektim.
Sonra balık yemek için Pınargözü  balık çiftliğine gittik.Manzara yine çok güzeldi.Yemek yediğimiz yerin çatısının önüne yerleştirilen oluklardan aralıklı olarak sular aşağıya içinde balıkların yetiştiği havuzların üstüne dökülüyordu.Manzaramız dahilindeki Torosların üzerini bembeyaz pamuk gibi bulutlar kaplamıştı.Yemeğin sonuna doğru bulutlar iyice kabardı, gök gürlemeye başladı.Allah'tan tam biz arabaya bindik yola çıkmak için ve yağmur indirmeye başladı iri iri.Yağmur bir yandan yağadursun biz Çetince'ye doğru ilerlerken yolda dağlardan inen kaynak suyunun önünde durduk ve arabadaki bütün şişeleri kaynak suyu ile doldurduk.Buz gibi çok güzeldi kaynak suyu.Çetince'de eşim kısa süre çalışanlarla birlikte işinin yolunda gidip gitmediğini inceledi ve sorun olmayınca yola devam ettik.
Geçen defa dönüşümüzü Karacaören 1 barajının oradan yapmıştık.Bu defa rotamızı Çetince'den Etler köyü üzerine çevirdik.Oraya varana kadar yağmur bir güzel yağdı.Vardığımızda yağmur biraz dinmiş ve güneş bulutların arasından göz kırpmıştı bize.Orada gördüğüm bitki örtüsü o kadar güzeldi ki bol bol fotoğraf çektim.Yağmurdan sonraki oksijeni ve yeşilliği ruhumuza ve bedenimize depoladıktan sonra Antalya'ya dönüş için yola çıktık ve istikamet olarak Çandır köyü -> Serik ilçesi derken yine betondan kalelerimize  geri döndük.
Şimdilik kendinize iyi bakın, görüşürüz... :))
DİP NOT :: Gerçekten kumanda panelinde bakım ve değişiklik varmış.Farklı bir şeyler görünce şoka girmeyin sakın.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

SON ZAMANLAR

Bahar geldi yine ve eş-dost-akraba toplantıları, onlarla birlikte hava güzel diye dışarıda yenen yemekler, edilen  kahvaltılar, davet edilen misafirler derken blogumu ihmal ettim.

Bu gece içim yandı ve limonata yaptım kendime.Akşam yaptığım kakaolu kekten bir dilim kesip limonata ile beraber afiyetle yedim.Bir bardak limonata kesmedi, bir tane daha içtim.İçindeki kahverengi şey de demlikte artan çayları dökmeyip buzluklara pay edip buz haline getirdiğim çaydan başka bir şey değil.Elbette nanesiz olmaz limonata.Ölçüsü yok, kararlama oldu biraz ama güzel oldu.

Bu aralar kanaviçeye, nakışa sardım.Lâkin, öyle ağır işleri yapacak sabrım yok.Onun için ufak tefek işler yapıyorum.
Büyüklerimiz ilk yapılan işe "el öğrencisi" derler.Ben de el öğrencisi olarak Bursa Kumaş Pazarından 3,5 liraya bir metre pikelik kumaş aldım ve işlemeye başladım.İlk işlediğimi de kahve tepsisi yaptım.
Şimdi de üzeri hazır desenli bebek pikesi işlemeye başladım.Bakalım bitince nasıl olacak.
Önümüzdeki hafta bu senenin son toplantısı bende.Geçenlerde anne tarafımdan akrabalar vardı, bu defa baba tarafımdan akrabalar gelecek.Şimdilik benden haberler bu kadar.Görüşürüz :)) 

21 Nisan 2011 Perşembe

Zaz - je veux

Başlığa bakıp bu da neymiş demeyin.Geçen günlerde Facebook'ta bizim arkadaşlardan birisi paylaşmış bu videoyu.İlk izlediğimde şarkıyı söyleyen kadının sesi bana biraz değişik gelmişti.Sanki çok bağırmaktan sesi kısılmış ya da fazla sigara tüketmekten bu hale gelmiş diye düşündüm.Ama yine de dinlerken hoşuma gitmişti.Aradan bir kaç gün geçti ve biraz önce tekrar açıp izledim bu videoyu ve dinlediğim şarkıyı sizin de dinlemenizi istedim.
:: Alttaki linkte Facebook'taki Türkçe alt yazılı olanı var ::
http://www.facebook.com/video/video.php?v=10150156433654767
Bu da Dailymotion'daki videosu, izleyin ve dinleyin canlarım.Kulaklarınızın pası silinsin :)



Zaz, la Toy Session (Je veux) LEXPRESS

GEBİZ PINARGÖZÜ

Yine uzunca bir aradan sonra yazıyorum.Her nedense bu kışı hem fotoğraf açısından hem de gezi açısından pek verimsiz geçirdim.Ama geçtiğimiz Pazar günü eşimin işi nedeniyle Antalya Gebiz'den başlayıp Çetince, Pınargözü, Haskızılören, Kızıllı köyleri istikâmetinden sonra en nihayet Karacaören 1 baraj gölü kenarındaki yoldan çıkılan Isparta yolundaki Karacaören 2 barajını da görerek tekrar Antalya'ya döndük. 
Tamamı ormanlık alanda geçen bu gezi sırasında eşim işiyle ilgilenirken ben de bolca fotoğraf çektim.Öğle yemeğini de hem Torosları seyrederek hem de ormanın bol oksijenini ciğerlerimize doldurarak Pınargözü'ndeki balık çiftliğinde yedik.Ruhumuz, gözümüz ve de midemiz bayram etti :)

Sizin başınızı fazla şişirmeden fotoğraflarla başbaşa bırakayım da gözünüz gönlünüz açılsın...



2 Nisan 2011 Cumartesi

(: KAFA ÜTÜLEMECE :)

En son ortaokul arkadaşlarımla buluşmaya gideceğimi yazmış ve detayları sonra aktaracağımı belirtmiştim ama kısmet olmadı bir türlü.
Sizinle paylaşımda bulunamadığım süre içinde bilgisayarla fazlaca haşır-neşir olmamdan kaynaklanan boynumda ve başımda ağrılar oluştu ve doktora gittim.Doktor şikayetimi dinleyip muayene ettikten sonra bana bilgisayarla bu aralar çok fazla muhabbet etmememi önerdi.Ağrı kesici-kas gevşetici ilaç ve merhem yazıp bana ilaçların bitiminde kontrole gelmemi söyledi.İlaçlarım yeni bitti, ağrılarım da yok şimdi ama sanki arada sırada da olsa boynumda bir ağırlık asılıymış gibi hissediyorum.Pazartesi günü kontrole gideceğim tekrar, bakalım ne diyecek.
Aslında 31 Mart Perşembe sabahı sizinle bir şeyler paylaşma niyetindeydim.Hatta kendimi o sabah çok iyi hissettiğim için fotoğraf makinemi alıp evimin bulunduğu sitenin bahçesinde ve çevresinde baharın habercisi portakal-turunç çiçeklerini fotoğraflamaya çıktım.Biraz dolanıp mis kokuları içime, ciğerlerime doldurup biraz da fotoğraf çektikten sonra eve döndüm.Hemen bilgisayarı açıp fotoğrafları aktardım ve düzenleyip kolajladım lâkin aldığım ilaçların etkisi midir yoksa bahar havası mı çarptı nedir bilemedim, bir uyku bastı bana anlatamam.Blog yazmayı daha sonraya bırakıp kanepeye uzandım, akşamı etmişim neredeyse.Dün de bizim lise tayfası kızlarla her zamanki olağan toplantımız vardı.Arkadaş yine döktürmüş sağ olsun.Ne kadar az yemeye çalışsak ta onu tadına, bunun tuzuna bakarken midelerimiz tam anlamıyla bayram etti.Elbet sonra kilo olarak geri dönüşü olacak bu yemelerin :) Bugün de annemle beraberdim.Bu kadar kafa ütüleme yetsin artık.
Bu yazıyı sonuna kadar okuyup kafası ütülenen siz değerli arkadaşları güzel bir bahar fotoğrafı bekliyor ödül olarak :)

18 Mart 2011 Cuma

ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN ANISINA

Çanakkale Zaferi'nin 96. yıldönümü anısına büyük oğlum Zeki'nin ortaokulda iken gittiği Çanakkale gezisi sırasında çektiği Sembolik Türk Şehitliğinden bir fotoğrafı sizinle paylaşmak istiyorum.

8 Mart 2011 Salı

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Ne yani, sadece bir gün için mi kadın olduğumuzu hatırlayacağız ya da hatırlanacağız?
Diğer günler ne yapacağız, hatırlamak veya hatırlanmak için kırk takla mı atacağız?
Buyrun size çok bilinmeyenli bir denklem, bakalım nasıl çözeceksiniz ya da çözeceğiz...
Neyse bırakalım biz şimdi bu denklem işini çözmeyi de senede bir gün de olsa kadın olduğumuzu hatırlamanın ve hatırlanmanın keyfini çıkaralım :))

4 Mart 2011 Cuma

DREAM = RÜYA

Yine çok uzun bir ara verdim ama kendimce önemli nedenlerim vardı.Nedir, ne vardı, niye gibi kısmı bana kalsın.Çok özel konular değil ama yazıp ta kafanızı şişirmeyeyim.
Ben sizinle bu hafta sonu için bir video paylaşmak istiyorum.Daha önceki yazdığım yazıların birinde sevgili Kemal Kamil Akça'yı ve onun düş gibi fotoğraflarını paylaşmıştım.Şimdi de onun düş gibi fotoğraflarını video olarak izleyin istiyorum.İyi seyirler, iyi haftasonları dilerim :) Kendinize iyi bakın.



Dream Of A Maid (Photos by Kemal Kamil AKCA)
Yükleyen cikolataliwaffle. - Özgün ve yaratıcı web videolarını izle.

10 Şubat 2011 Perşembe

KARABATAK

Bu aralar karabatak gibi bir görünüp bir kaybolan ben yine ortaya çıktım :) Kaybolma sebebim ise sömestre tatili nedeniyle İzmir'deki arkadaşlarımın Antalya'ya gelmiş olmasıdır.Onlarla ve çocukları ile güzel günler geçirdim geçen hafta ama yazmak bugüne kısmetmiş. İzmir-Antalya ne âlâka derseniz biz üniversiteden arkadaşız ve o gün bugündür bağımız hiç kopmadı.Bazen ben giderim İzmir'e, bazen de onlar Antalya'ya gelir.Bu geldiklerinde daha fazla zaman geçirme şansımız oldu.Hava çok soğuk olmasına rağmen deyim yerindeyse Antalya'nın altını üstüne kattık.Bol bol fotoğraf çektik.Bu yanda görmüş olduğunuz fotoğraf ise bizim evde mola verdiğimiz sırada çekildi.Onlar İzmir'e döndü ama benim yoğunluğum bitmedi elbette.
Geçtiğimiz Pazar günü eşimle birlikte onun işi icabı Demre'ye kadar gittik.Giderken sahilden gittik, dönerken de Finike-Elmalı-Korkuteli üzerinden Antalya'ya geldik.Finike ile Elmalı yolu arasındaki AVLAN GÖLÜ 'nde fotoğraf çektim.Hava da fotoğraf için uygundu ve güzel fotoğraflar elde ettim kendimce.

Tatil nedeniyle çocuklar da birbirini görsün diye akraba toplantılarını haftada bire bindirdik.Bu arada liseden sınıf arkadaşımın babası vefat etti.Bugün onu başsağlığı için arkadaşlarla birlikte ziyaret edeceğiz.Bir tarafta ölüm, diğer tarafta yaşam hesabı arkadaş toplantımız var yarın.
Hamiş :: Bu tatilde benim kafa kaşıyacak vaktim olmadı ama benim hiç şikayetim yoktu doğrusu :))

27 Ocak 2011 Perşembe

GÜNÜNÜZ GÜZEL OLSUN

Günlerdir Antalya'da hava kapalı, bir yağar bir açar vaziyetteydik.Yağmurlu havayı severim ama çok uzun sürünce, hele bir dolu çamaşırı ev içinde kurutmaya kalkınca hafiften sinirlerim gerilmeye başlıyor nedense.
Ama bugün güneşin ilk ışıkları evin içine dolunca benim de içime güneş doğdu sanki.Biz Antalya'lılar için havada poyraz var, yani rüzgâr kuzeyden esiyor.Doğal olarak kuzeyin soğuğunu da bize getiriyor.Olsun, güneş var ya...O yeter bana, ne de olsa güneş girmeyen eve doktor girermiş :))
Benim çocuklar tatili biraz erken başlattığı için haliyle geç kalkıyorlar.Şu anda kahvaltı etmekteler.Onlar kalkmadan ben kendime Botany'nin tarçınlı elma çayından yapıp içtim bir güzel.Sabah sabah iyi geldi, içim ısındı bu soğukta.
Çayımı içerken sabah kahvenize eşlik etsin diye google amcanın görsel deposundan nergiz fotoğrafları indirip kolajladım ki kokusu size kadar gelsin.Hazır görsel depoya uğramışken bir de köpüklü kahve fotoğrafları da indirip kolajladım.Eh o da evde kahve keyfi yapma imkânı olmayanlar için :) Nergiz kokularının arasında sizi sabah kahvesine davet ediyorum efendim.Gününüzün güzel geçmesi dileklerimle...

24 Ocak 2011 Pazartesi

SERGİ & SERGİ

Size bir sergi haberim var.Nü fotoğrafın ustalarından biri olan NİKO GUİDO 'nun ÇIPLAK adını verdiği fotoğraf albümünün sergisi var.Sergiyi izlemek isteyenler için gerekli bilgiler altta ::


Tarih :: 26 Ocak 2011 Çarşamba
Saat :: 18:00 - 21:00
Yer :: Piramid Sanat (Feridiye Cad. No: 23 - 25 Taksim)

22 Ocak 2011 Cumartesi

TOPRAK KÂSE

Oldu yine bir on gün neredeyse sizlerle birşey paylaşmayalı.Bu aralar biraz meşguldüm.Çünkü annem biraz rahatsızdı.Doktordu, hastaneydi, tahlillerdi derken check-up'tan geçti.Salı günü arkadaşlarla dışarıda buluştuk, yedik-içtik, muhabbet ettik.Bu arada biraz fotoğraf çektim.Perşembe gün üyesi olduğum ANFAD'da REHA BİLİR'in fotoğraf gösterisi vardı.Gösteriden sonra hep birlikte akşam yemeği yedik, fotoğraf üstüne sohbet ettik.Bugün Alanya'da AFSAK'ın 2011 yılı etkinliklerinin ilki olan  "İZDOF  (İzmir Doğa Fotoğrafçıları) KARMA FOTOĞRAF SERGİSİ" nin açılışına gideceğim.Akşam da ortaokul arkadaşlarımızla yıllar sonra ilk defa bir araya geleceğiz.Yazarken baktım da bu haftayı epey yoğun geçirmişim, geçireceğim.Yoğun haftanın ayrıntılarını fırsat bulursam daha sonra kayda düşerim.Ben bugün gezerken oğullarım da evde tatilin tadını çıkarmaya başlayacaklar...

Bu kadar yoğun olan biri ne yapar? 
Elbetteki tembellik yapar ve eski blogunun arşivinden yazı araklayıp buraya aktarır :))

Kaseyi çocuklar resim kursuna gittikleri zaman atölyede yapmıştım.Zemini açık renkle boyadım.Onun üzerine beyaz renk su bazlı akrilik boyayı sürdüm ve işaret parmağımla üzerine bastırarak "hani duvarlara yaptıkları hesap" efekt yaptım.Daha sonra bildiğiniz suluboyaları sulandırıp yukardan aşağıya akıttım.Tabanda biriken rengarenk suluboyalara da ebru tekniğinde uyguladığım deseni uyguladım.Kenarlarına da iki renk suluboya ile kontür geçtik.Kontürü ben düzgün yapamadığım için resim kursundaki öğretmenimiz Füsun Dimli yapmıştı.
http://kahvekeyfi.blogcu.com/diger+hobilerim/sayfa/1 
İzleyin ve okuyun emi :)) Görüşürüz...

10 Ocak 2011 Pazartesi

HAYDARPAŞA'YA SADAKAT

Fotoğrafa başlayalı üç yıl oldu ama benim arşivimde bir tek Haydarpaşa Garı fotoğrafı yok.Bu nedenle biraz üzgünüm.Kısmet olup İstanbul'a gidemedim.Gidip te çekemedim bir türlü.Ben çekemeden de canım Haydarpaşa Garı neredeyse küllere karışıyordu az kalsın.Benim buradan ciğerim yanarken orada yaşayanların Haydarpaşa Garı'yla birlikte ciğerlerinin kül olması ortak bir hareket doğurdu ve Haydarpaşa Garı'nın yeniden onarılıp hayata döndürülmesi için insanlar el ele yürek yüreğe birleştiler.
Bu hareket 15 - Ocak - 2011 Cumartesi günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sedat Hakkı Eldem Oditoryumu'nda bir araya gelecek.Toplantıda uzman konuşmacıların önemli paylaşımları, film ve fotoğraf gösterimleri olacak. İlgilenenler için link burada.
O gün orada olamasam da yüreğim Haydarpaşa Garı'yla birlikte olacak.
DİP NOT :: Fotoğraf ilgili linkten alıntıdır.

5 Ocak 2011 Çarşamba

BİR DOĞUM HİKAYESİ

Yirmi yıl öncesiydi. Kışın en soğuk yüzünü gösterdiği günlerdi.Hava adeta buz kesiyordu.Annesinin karnında rahat rahat tembellenip dururken doğmak için ilk sinyali verdiğinde takvim 4 Ocak 1991'i saatte sabahın 07:30'unu gösteriyordu.Doğuma daha yirmi gün vardı doktorun hesabına göre.Öyleyse bu acele neydi? Genç çift gelen ilk sinyalle telaşlanıp doktoru aradılar ve öğleden sonra saat üçe kadar doğum sancısı kendiliğinden başlamazsa hastaneye gelmelerini önerdi doktor.Doktorun sözünü dinleyip öğleden sonraya kadar beklediler.Lâkin ne sancı ne de ağrı vardı.Sabahtan ikindiye kadar bebeğin içinde bulunduğu su kesesi neredeyse tamamen boşalmıştı.
Hastaneye gider gitmez önce muayene etti doktor ve sonra sûni sancı için iğne yaptı.Anne adayı biraz heyecan ama fazlaca korkuyla doğum odasında beklerken baba adayı ise çoktan hastanenin koridorlarını bir aşağı, bir yukarı arşınlamaya başlamıştı.Arada bir hastanenin bahçesine inip sigarasından iki nefes çekip tekrar yukarıya çıkıyordu.
Annenin sancıları artıp çığlık attıkça ablası ve annesi merakla kapıdan başlarını uzatıp vaziyeti kontrol ediyorlardı.Anne adayının çektiği sancıyı sanki onlarda dışarıda çekiyordu ama ellerinden sadece beklemek geliyordu.
Anne adayı saatlerce sancı çekmiş, bu süre zarfında yan odalarda bir avazda normal doğum yapanların bebeklerinin ağlama seslerini duyup endişelenmeye başlamıştı.Sabah sabah dünyaya gelmek için acele eden bebeği aynı aceleyi doğum kanalına girmekte göstermemişti.Doktor da bu endişeye katılıp saatler gece 24'ü gösterirken anneyi sezeryane alıp bebeği dünyaya getirmeye karar verdi.
Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan takvimin 5 Ocak 1991'i gösterdiği günün ilk saatinde doğmuş ve ciğerlerine o soğuk kışın oksijenini depo etmeye başlamıştı bebek.Bebeği yıkayıp, giydirdikten sonra babanın kucağına vermişlerdi ama annenin daha ayılmasına  zaman vardı. Çok şükür ki bebeğin de annenin de sağlığı iyiydi.
Anne kendine gelir gelmez bebeğini yanına getirdi hemşireler.Artık ana-oğul anne karnında başlayan yolculuklarını yan yana, akşamları da babanın katılımıyla birlikte sürdüreceklerdi.
-----------------------------
Yukarıda okuduğunuz hikaye oğlumla bizim hikayemiz.Bugün dolu dolu yirmi yaşında artık.Üniversiteye başladığından bu yana (iki yıldır) doğum gününde bir arada olamıyoruz ama gönlümüz bir çok şükür.Allah ona sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür versin inşaallah.Yandaki fotoğrafı liseyi bitirdiğinde mezuniyet balosuna giderken çekmiştim.