Bumerang - Yazarkafe
Korkuteli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korkuteli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2017 Cuma

ÇOCUKLUĞUMA DAİR 2

Aylar olmuş buralara uğramayalı...
Gece gece dürten hatıralarım yine uykumdan etti beni.Açtım eski sayfaları, şöyle bir bakındım çocukluğuma dair ne yazmışım diye.Baba tarafımdan yazmışım da anne tarafımdan hiç yazmamışım.Onu da yazma vakti gelmiş sanırım.

Yaz aylarında rahmetli anneannemle dedem köydeki çiftliklerine giderlerdi. Arada biz de onları ziyarete gider, kalırdık.Genelde Cumartesi akşam üstü gider, Pazar akşam üstü dönerdik.Evin önüne arabayla yaklaşırken beraber çiftliğin (bana göre azman) iki köpeği koşarak gelip rahmetli babamın Korkuteli'den gelirken aldığı ekmekleri kapmak için saldırırken ben o korkuyla doğru eve kaçardım.Belki de koşarak gelen köpeklerden korkmam bu nedenle olabilir.

Köy meydanının dibinde olan evin avlusunun bir tarafında anneannemle dedemin yaşadığı kerpiç duvarlı, toprak damlı, ahşap tabanlı, iki katlı ev, diğer tarafında çiftlik işlerinde yardım eden ailenin kaldığı tek katlı ev, öbür tarafında ise ambar vardı.Ortadaki kocaman kavak ağacı yaz günlerinde gölgesiyle nefes aldırırdı.

Anılarım o kadar bölük pörçük ki toparlamak zaman alıyor.O zamanlar günlük tutmak vardı mutlaka ama bana faydalarını anlatacak kimse yoktu.Günlük tutmuş olsaydım şimdi bu yazıyı yazmak daha kolay olurdu.

Köye her gidişimde meydandaki tulumbadan kendi çapıma göre olan bakraçla eve yarısını döküp saçarak taşıdığım sudan mı başlasam yoksa düveni sürenin arkasına takılıp lastik tokyo terliğimin tekini harmanın içinde kaybettiğimi mi yazsam bilemedim.Nişasta çiğneyenlere musallat olup bende çiğnemek istiyorum diye tutturduğumdan mı söz etsem ya da teyzemlerle tarlaya kavun karpuz yemeye gittiğimden mi dem vursam acaba :)

Akşamüstü sürünün meradan dönüşünü evin damından izlerdim.Gündüzün sıcağı güneşin batarken yaydığı kızıllıkla birlikte tatlı bir esintiye döner, elektrik olmadığı için aydınlatma işi gene gazlı lambalara düşerdi.Yer sofrasında yenen yemekten sonra büyükler damda çay eşliğinde sohbet ederken ben koyun postunun üzerine yatar yıldızları seyre dalardım.

Sabah evdekilerin ayak seslerine uyanıp bütün gece ayazda kalan musluklu bidondan elimi yüzümü yıkardım buz gibi suyla.Yufka ekmeğin içine deri peyniri ve ceviz koyup dürüm yapıp elime tutuştururdu anneannem.Ivır zıvır koydukları, taban tahtasının orta kısmı biraz yıpranmış olan bir oda vardı.Karnımı doyurur doyurmaz ilk işim girmem yasak olan o odaya girerdim.Orada ablamların sallanmak için kurduğu kolan salıncağı varken ben yasak dinler miyim :) dinlemem tabii. Odanın kenarından kenarından girer ve o salıncağa oturur sallanır, yakalanınca azar işitmeyi göze alırdım.

Bazen aynı hafta kuzenlerimde köye gelirdi.Benim için ortalık panayır yerine dönerdi.Kalabalık olduğu zaman eğlenceli olurdu köy ama bir de o kalabalığa hizmet eden annem ve teyzelerime sormak lazım eğlenceli miydi diye.

Köy anılarımla ilgili hatırladıklarım şimdilik bu kadar.Yine fotoğrafsız bir yazı oldu ama idare edin artık.

7 Eylül 2014 Pazar

ÇOCUKLUĞUMA DAİR

Bu sene Korkuteli'ye annemin yanına her gelişimde içimde taşıp duran duygular sanırım bu gece klavyenin tuşlarına dökülmeye niyetlendiler...
Ata toprağı, baba ocağıdır benim için Korkuteli.Çocukluğumun yaz günleri, belki de en eğlenceli zamanlarıdır.Korkuteli'ye gelir gelmez mahallede gezmeye çıkardım.Bahçeden bahçeye geçerek; önce Mustafa dayım(babamın dayısı olur), komşu Zehra teyze, Şerif Hanım hala, Dürüye teyze(babamın teyzesi), Remziye teyze(Mustafa dayımın kayın validesi), komşu Feride Hanım teyzeler derken evin yolunu anca bulurdum.İlk zamanlar az zılgıt yemedim bu yüzden ama baktılar ki bu konuda ben iflah olmuyorum :) çaresiz annemler kabullendi vaziyeti.Zira her Korkuteli'ye gelişimde tekrarlanan bir seremoniydi benim için.
(Neredeyse sülalenin şeceresini ortaya çıkaracakmışım :) )
Bir zamanlar bağ bahçe içinde kerpiç duvarlı-toprak damlı evlerin olduğu şirin bir ilçeydi Korkuteli. O bir zamanlar dediğim çocukluğumun geçtiği 70'li yıllar.Evlerin önünden baraj yapılmadan önce Korkuteli'nin içinden geçen çayın kolları olan arıklar akardı.Evlerde bırakın lavaboyu çeşme bile yoktu.Elektrik de yeni gelmişti o yıllar.Ondan önce eskilerin bildiği lüks lambalar, gaz lambaları vardı.
Rahmetli büyük babam ve babaannemin de vardı kerpiç duvarlı toprak damlı (bizim ev) bir evi.Bilenler bilir, neredeyse 40-50 cm. kalınlığında duvarları, küçücük pencereleri olur bu evlerin.Kışın soğuk, yazın sıcak işlemez o duvarlardan.
Bizim evde yaz gelince buzdolabı gibi olurdu.Geceleri yorganla yatardık yaz günü :) Ben çocuk olduğum için o vakitler geç kalkma gibi bir lüksüm vardı ama sabah kahvaltı hazırlığı için çıkarılan tıkırtılardan sonra kalkmak farz olurdu.Lâkin, sabah kalkar kalkmaz sofaya açılan cümle kapısı açıldığından sabah ayazını içimde direkt hissetmemek için odanın kapısında bir müddet bekler, kim yerinden kalkarsa koşarak onun yerini kapardım.Tek şart büyük babamın yerine oturmak yasaktı.Korkuteli'de benim için sabah kahvaltısı=biber közlemesi demekti.Sofraya oturacak insan sayısı her zaman için fazla olurdu.
Kışı Antalya'da bizlerin yanında geçirdikleri için büyük babam ile babaannem, buradaki eve evlatlığı ve ailesi yaz kış içinde yaşayarak bakıyordu. 4 kişi onlar, 5 kişi de üç kız kardeş ve anne-babam olmak üzere biz etti 9 kişi, 2 de büyük babamla babaannem, oldu 11 kişi.Gördüğünüz üzere bu kalabalığa közlenen biberden çıkan kokuyu varın siz hesap edin :) Hâlâ en sevdiğim kokudur köz biber kokusu.
Sabah kahvaltısının ardından büyükler gündelik işlere koyulurdu.Benim de kendi çapımda fırından ekmek alıp gelme gibi önemli bir işim vardı.O zamanlar fırınlar 50'lik, 100'lük bilet bastırırlardı matbaaya.Ekmek almak isteyenlerde toplu olarak o biletlerden alır eve koyarlardı.Her gün ne kadar ekmek lazım gelirse elime o kadar bilet, bir de file tutuşturup fırına yollarlardı.Fırından sıcacık çıkmış ekmekleri alıp eve dönerken illaki ekmeğin birinin köşesini karnım tok bile olsa tırtıklardım.Sonra gelsin oyun saati...
Bahçede koca bir dut ağacı vardı.Yanında da artık işlevini yitirmiş ve içi toprakla dolmuş bir kuyu vardı.Kuyu alçakta olduğu için kuyunun üzerine çıkar, oradan da dut ağacına tırmanırdım.Dutun gövdesinde rahatça oturabileceğim bir düzlük vardı. Oraya oturur dutların en olgununu seçerdim.Fazla dut yemem yasak olduğu için kimse görmeden ne kadar yersem o kadar kârdı.
Dut faslı bitince mahalledeki çocuklarla oyuna dalar, oyundan sonra eve girmeden önce evin önündeki arıkta ayaklarımı yıkayıp üzümler olduysa bir ufak salkım koparıp onun da hatırını sorardım :)
Akşamları da tarhana çorbasıyla özdeşleşir benim açımdan.Çünkü, bahçeden toplanan tazecik biberler, sarımsakla halleşen taze nane tarhananın olmazsa olmazıydı.Akşamın çökmesiyle evin cümle kapısı kapanır, ışıkları yanar, çocukluğumdan bir gün daha devrilmiş olurdu.
Gece gece aklıma düşüp beni yazmaya iten anılardan birazı...
Uzun ama ben yazarken keyif aldım, umarım siz de okurken keyif alırsınız.Belki bir kaç gün içinde yine çocukluğumun Korkuteli günlerine ait kıyıda köşede kalan anılardan bir kaçını daha yazarım.Şimdilik kendinize iyi bakın.Sanırım fotoğrafsız ilk yazım oldu bu...