13 Ocak 2019 Pazar

YAĞMUR YAĞIYOR, ARAP KIZI ACEP CAMDAN BAKIYOR MU?

Niye böyle başlık attığımı bilmiyorum ama şu an yağan gök gürültülü, şimşekli yağmur beni aldı taa çocukluğuma kadar götürdü.Çocukluğum bahçeli bir evde geçti.O zamanlar kışın Antalya'ya çok yağmur yağardı.Hatta bir sene alışkanlık etti ve her Cuma günü yağmaya başlar, Pazar günü hava açardı.Cuma günleri okuldan dönüşümde eve girer girmez üstüme pembe pazen pijamalarımı geçirdim mi doğru pencerenin önündeki kanepeye oturup yağmur seyretmeye başlardım.
O anlar benim için büyük keyifti.Bütün haftayı okulla dersle tüketince Cuma öğleden sonra ve akşam aylaklık yapmayı kendime hak görürdüm.Odun sobasından çıkan çıtırtılar ve yayılan sıcaklığın eşliğinde pencereden yağmurda sokaktan gelip geçenleri seyrederdim.

Özellikle renkli desenli şemsiyesi olanları seyretmek daha güzeldi.O zamanlar şimdiki kadar renkli şemsiye yoktu sanki.
Yağmuru seyrederken yanımda rahmetli babaannem varsa başımızı sokacak bir evimiz, yakacak odunumuz var diye halimize şükretmemiz gerektiği hususuna dikkat çekerdi.
Evdeki manzara kesmezse üst kata çıkardım rahmetli anneannemlerin yanına.Evimizin karşısındaki boş arsanın olduğu aradan caddeden gelip geçen arabaları, insanları seyretmeye koyulurdum.Bu arada anneannem ya çay demler ya da süt getirirdi.

Yanına artık evde ne varsa.Ya bir gün önce fırından alınmış kurabiye ya da bisküvi olurdu.Yahut ta peksimet varsa onu yerdim.
Dedem rahmetli üşüyünce ayaklarını onun tabiriyle kızdırmak için ördek sobanın altına sokardı.Ben de ayaklarımı sobanın altına uzatmak istesem hemen engellenirdim ayaklarım yanar diye ama arada o görmeden kaçak vaziyette dikkatlice uzatırdım :) 

O sobanın üstünde yine onların tabiriyle içi su dolu ırbık yani ibrik olurdu.Abdest almak için daimi sıcak su hazırda beklerdi.Bazen ocakta ön pişmiş yemek de sobanın üstüne konulur ki ağır ağır pişsin ve tüp boşa yanmasın diye.
İşte böyle, uzunca bir aradan sonra belki de buraları özlediğimden olabilir gece gece yazasım geldi bir şeyler.
Bu arada DİP NOT olarak üstteki şemsiyeli fotoğraf bana ait, alttakiler google amcanın görsel deposundan alıntı. 
Umarım bundan sonra daha sık yazarım.Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere blogcanlar :)

13 Aralık 2017 Çarşamba

ŞEHRİN GECE IŞIKLARI

Gün geceye kavuşurken şehirde bir telaştır alır gider başını.İşten, okuldan çıkanların kimi evine kimi de arkadaşlarıyla buluşup günün yorgunluğunu atmak için düşer yollara.Otobüsle giden oturacak yer bulursa dayar başını otobüsün camına ve şehrin bir bir yanan ışıklarını seyretmeye başlar.Arabayla giden bir yandan trafikle boğuşurken diğer yandan açar radyosunu, sevdiği müziğin ruhunda yarattığı sakinleştirici etkiyle gidecek olduğu yere ulaşmaya çalışır.
Şehrin ışıkları bazen kuyumcu vitrini gibi ışıldar, bazen de rengarenk yanar dönerli ışıklarıyla sinema atmosferine sokar insanı.Bazıları akşamın getirdiği güzelliklerin farkına varmaz bile ama bazıları da vardır ki hayatı akşam yaşamaya başlar.
Hele ki günü akşam yaşayanların bazısı şehirden el ayak çekildikten sonra bayılır arabayla şehir turu yapmaya.Kalabalık dağılmış, gece sessizliğe teslim olmaya hazırken fonda nostaljik müzik yayını yapan radyodan kulağa ve ruha hoş gelen slow şarkılar yankılanmaya başlamıştır çoktan.
Şehrin en güzel, en sevilen caddeleri, şehri tepeden gören mekanlar henüz kapanmamıştır o saatte daha.Çayını, kahveni ister çay bahçesinde yanan kuzinenin ışığında içersin, ister arabada ama her şekilde şehir ışıklarını izlemek güzeldir.
İçinden gelirse sohbet edersin, gelmezse gecenin sesini ya da sessizliğini dinlersin.Ertesi güne ruhunu dinlendirmiş, arınmış olarak evine, kulübene dönersin.

Bu akşam da böyle işte...
Fonda Pal Nostalji Fm , görsellerde google amcanın gece ışıklarının olduğu fotoğraflar var.
Hatta şu an Tanju Okan'ın Çal Çingene şarkısı var fonda :)

13 Ekim 2017 Cuma

ÇOCUKLUĞUMA DAİR 2

Aylar olmuş buralara uğramayalı...
Gece gece dürten hatıralarım yine uykumdan etti beni.Açtım eski sayfaları, şöyle bir bakındım çocukluğuma dair ne yazmışım diye.Baba tarafımdan yazmışım da anne tarafımdan hiç yazmamışım.Onu da yazma vakti gelmiş sanırım.

Yaz aylarında rahmetli anneannemle dedem köydeki çiftliklerine giderlerdi. Arada biz de onları ziyarete gider, kalırdık.Genelde Cumartesi akşam üstü gider, Pazar akşam üstü dönerdik.Evin önüne arabayla yaklaşırken beraber çiftliğin (bana göre azman) iki köpeği koşarak gelip rahmetli babamın Korkuteli'den gelirken aldığı ekmekleri kapmak için saldırırken ben o korkuyla doğru eve kaçardım.Belki de koşarak gelen köpeklerden korkmam bu nedenle olabilir.

Köy meydanının dibinde olan evin avlusunun bir tarafında anneannemle dedemin yaşadığı kerpiç duvarlı, toprak damlı, ahşap tabanlı, iki katlı ev, diğer tarafında çiftlik işlerinde yardım eden ailenin kaldığı tek katlı ev, öbür tarafında ise ambar vardı.Ortadaki kocaman kavak ağacı yaz günlerinde gölgesiyle nefes aldırırdı.

Anılarım o kadar bölük pörçük ki toparlamak zaman alıyor.O zamanlar günlük tutmak vardı mutlaka ama bana faydalarını anlatacak kimse yoktu.Günlük tutmuş olsaydım şimdi bu yazıyı yazmak daha kolay olurdu.

Köye her gidişimde meydandaki tulumbadan kendi çapıma göre olan bakraçla eve yarısını döküp saçarak taşıdığım sudan mı başlasam yoksa düveni sürenin arkasına takılıp lastik tokyo terliğimin tekini harmanın içinde kaybettiğimi mi yazsam bilemedim.Nişasta çiğneyenlere musallat olup bende çiğnemek istiyorum diye tutturduğumdan mı söz etsem ya da teyzemlerle tarlaya kavun karpuz yemeye gittiğimden mi dem vursam acaba :)

Akşamüstü sürünün meradan dönüşünü evin damından izlerdim.Gündüzün sıcağı güneşin batarken yaydığı kızıllıkla birlikte tatlı bir esintiye döner, elektrik olmadığı için aydınlatma işi gene gazlı lambalara düşerdi.Yer sofrasında yenen yemekten sonra büyükler damda çay eşliğinde sohbet ederken ben koyun postunun üzerine yatar yıldızları seyre dalardım.

Sabah evdekilerin ayak seslerine uyanıp bütün gece ayazda kalan musluklu bidondan elimi yüzümü yıkardım buz gibi suyla.Yufka ekmeğin içine deri peyniri ve ceviz koyup dürüm yapıp elime tutuştururdu anneannem.Ivır zıvır koydukları, taban tahtasının orta kısmı biraz yıpranmış olan bir oda vardı.Karnımı doyurur doyurmaz ilk işim girmem yasak olan o odaya girerdim.Orada ablamların sallanmak için kurduğu kolan salıncağı varken ben yasak dinler miyim :) dinlemem tabii. Odanın kenarından kenarından girer ve o salıncağa oturur sallanır, yakalanınca azar işitmeyi göze alırdım.

Bazen aynı hafta kuzenlerimde köye gelirdi.Benim için ortalık panayır yerine dönerdi.Kalabalık olduğu zaman eğlenceli olurdu köy ama bir de o kalabalığa hizmet eden annem ve teyzelerime sormak lazım eğlenceli miydi diye.

Köy anılarımla ilgili hatırladıklarım şimdilik bu kadar.Yine fotoğrafsız bir yazı oldu ama idare edin artık.