30 Ocak 2021 Cumartesi

YAYLALARA KAR YAĞIYOR

Yaylalara kar yağıyor, ayazını biz sahildekiler çekiyoruz ama inceden yağan yağmurun eşliğinde elbet. Kombili, kaloriferli, sobalı evlerimizde bedenimiz ısınsa bile ruhumuz biliyor yaylalara kar yağdığını ve içimizin üşüdüğünü hissediyoruz. Çünkü hepimiz bir tarafımızın donup, bir tarafımızın ısındığı odun, kepek yanan sobalı, kuzineli çocukluğumuzu özlüyoruz. 
Üzerinde ekmeğin kızarıp kestanenin piştiği, fırınından kek, yemek kokularının geldiği, soba üzerinde demlenmiş tavşan kanı çayın eşlik ettiği anların keyfi başka şeyde bulunmaz kış günü. Ama bu durumdan keyif alsa da bu keyfin eziyeti hep kadına düşer çoğunlukla. Sabahın köründe ev halkı kalkmadan odunluktan odun taşıyıp sobanın yakılması, herkes yatarken ısınmaya çalışan buz gibi evde ev halkına kahvaltı hazırlama, toplayıp bulaşığını yıkama; okula, işe gideni uğurlayıp günlük yemek yapma, ortalık toplayıp temizleme, çamaşır yıkama gibi hane halkının farkına bile varmadığı ama akşama kadar bir dolu işin yapılması belki de  kadınların teknolojik modernleşmeye ön ayak olmasına sebep oldu.
Okurken masal gibi gelen ama kadınları çok yoran bu düzenin değişmesi keyif aldığımız bazı güzellikleri de beraberinde yok edip gitti. Ondandır hep eskiye duyduğumuz özlem, ondandır hep sıcacık sobanın başına kedi sokulup üzerimize battaniye çekip ısınma isteğimiz. Onun içindir şehrin kaosundan, modernizminden kaçıp ormanın orta yerinde kuzineli bir evde eskiyi yâd edip elektriğimizi atma isteğimiz. 
Çamaşırı, bulaşığı makinede yıkadığımız bu zamanda iki üç gün ormanın ortasında yanan sobanın isine dumanına da katlanılır gibi geliyor bana. Erkekler de az biraz modernleştiği için bu zamanda eşlerine yardım etmeye çalışıyorlar artık. İşler o kadar da zor olmasa gerek. Elbet içlerinde yine tek tük çıkacaktır elini sıcak sudan soğuk suya değirmeyip her şeyi önüne isteyen ama ona da yapacak bir şey yok. Ancak Allah'a havale edilir öylesi de...
Konu nereden nereye geldi, neyse ben yine sizin kafanızı fazla şişirmeden gideyim en iyisi :) 

31 Aralık 2020 Perşembe

SAĞLIKLA GEL 2021

En son geçen sene adet üzere 2019 yılını uğurlamak için yazmıştım. Bu sene de adet yerini bulsun diye değil de sağlık anlamında kötü geçen 2020 yılına güle güle deyip 2021'i tüm dünyaya sağlık getirmesi dileklerimle yazıyorum.
2020 yılı minnak bir virüs yüzünden bütün dünya diken üstünde geçirdi ve dört gözle aşı beklemekteyiz hepimiz. Bir an evvel aşılarımızı oluruz da biraz soluk alır ve tedbiri yine elden bırakmadan hayatımıza devam ederiz.
Evde kaldığımız günlerde bolca puzzle yaptım. En son binbeşyüzlük iki puzzle bitirdim ve çerçeveye gitmek üzere ruloya sarıp kaldırdım kenara. Şimdi sıra yarım kalan örgü, kanaviçe gibi işleri tamamlamaya geldi. 
Pandemiden dolayı eskisi gibi fotoğraf çekmeye gidemedim ama kendi çapımda evde stillife tarzı fotoğraf çekmeye çalıştım. 
Ne kadar başarabildim bilmiyorum artık.
Sitenin bahçesindeki ve çevredeki güllere, çiçeklere dadandım.



Sözün özü her şeye rağmen güzelliklerle yaşamaya devam edeceğiz 2021'de de :)
Onun için önce sağlık sonra da ruhumuza iyi gelen ne kadar güzellik varsa beraberinde getirip gelsin. Hepinizin yeni yılı kutlu olsun sevgili blogcanlar. 



31 Aralık 2019 Salı

ESKİDENDİ O, ÇOK ESKİDEN

En son 2019 Ocak ayında yazmışım.Yağan yağmura öykünüp yazmışım.Bildiğiniz üzere son senelerde seyrek yazıyorum.İçimden geldiği, duygularımın tavan yaptığı zamanlarda yazar oldum.İstedim ki bugün de yılın son günü sebebiyle kapanış yazısı yazayım.

Yazının başlığına gelince, muhtemelen yine çocukluğumun yılbaşı gecelerine gitmiş olabilirim.Şimdi oturup ta o yılların tek kanallı televizyonunun karşısında geçen yılbaşı gecelerini anlatmayacağım.Bir kısmınız hatırlar, gençler de aile büyüklerinden dinlemişlerdir böyle hikayeleri.
********************************************
Benim asıl gelmek istediğim konu simli, ışıltılı, noel babalı ve geyikli, bakınca insana mutluluk veren rengarenk kartpostallar.Günler öncesinden uzaktaki akrabalara, eşe dosta yeni yıllarını kutlamak için çeşit çeşit bir dolu
kartpostal alıp arkasını özenle doldurup postayla gönderilirdi.Pek tabii aynı şekilde gelen kartpostalları heyecanla okur ve bir kutu içinde saklardık.
Dedim ya eskidendi o, çok eskiden.Şimdi artık akıllı telefonlarla süslü püslü emojilerle gönderilen ve alınan kutlama mesajları, photoshop programında hazırlanan tebrik kartları duygularımızı yeterince aksettirmiyor diye düşünüyorum. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz acaba?
Düşüncelerimizi, duygularımızı daha sonra paylaşırız belki ama ben sizlerin yeni yılını kutlamak istiyorum. 2020 hepimize sağlık, mutluluk, başarı, huzur ve daha güzel olan ne varsa beraberinde getirsin.
Yeni yılda daha çok yazmak istiyorum, kısmetse görüşürüz yine. Kendinize iyi bakın emi :)
::Dip Not:: Görseller Google amcanın deposundan alınmıştır.

13 Ocak 2019 Pazar

YAĞMUR YAĞIYOR, ARAP KIZI ACEP CAMDAN BAKIYOR MU?

Niye böyle başlık attığımı bilmiyorum ama şu an yağan gök gürültülü, şimşekli yağmur beni aldı taa çocukluğuma kadar götürdü.Çocukluğum bahçeli bir evde geçti.O zamanlar kışın Antalya'ya çok yağmur yağardı.Hatta bir sene alışkanlık etti ve her Cuma günü yağmaya başlar, Pazar günü hava açardı.Cuma günleri okuldan dönüşümde eve girer girmez üstüme pembe pazen pijamalarımı geçirdim mi doğru pencerenin önündeki kanepeye oturup yağmur seyretmeye başlardım.
O anlar benim için büyük keyifti.Bütün haftayı okulla dersle tüketince Cuma öğleden sonra ve akşam aylaklık yapmayı kendime hak görürdüm.Odun sobasından çıkan çıtırtılar ve yayılan sıcaklığın eşliğinde pencereden yağmurda sokaktan gelip geçenleri seyrederdim.

Özellikle renkli desenli şemsiyesi olanları seyretmek daha güzeldi.O zamanlar şimdiki kadar renkli şemsiye yoktu sanki.
Yağmuru seyrederken yanımda rahmetli babaannem varsa başımızı sokacak bir evimiz, yakacak odunumuz var diye halimize şükretmemiz gerektiği hususuna dikkat çekerdi.
Evdeki manzara kesmezse üst kata çıkardım rahmetli anneannemlerin yanına.Evimizin karşısındaki boş arsanın olduğu aradan caddeden gelip geçen arabaları, insanları seyretmeye koyulurdum.Bu arada anneannem ya çay demler ya da süt getirirdi.

Yanına artık evde ne varsa.Ya bir gün önce fırından alınmış kurabiye ya da bisküvi olurdu.Yahut ta peksimet varsa onu yerdim.
Dedem rahmetli üşüyünce ayaklarını onun tabiriyle kızdırmak için ördek sobanın altına sokardı.Ben de ayaklarımı sobanın altına uzatmak istesem hemen engellenirdim ayaklarım yanar diye ama arada o görmeden kaçak vaziyette dikkatlice uzatırdım :) 

O sobanın üstünde yine onların tabiriyle içi su dolu ırbık yani ibrik olurdu.Abdest almak için daimi sıcak su hazırda beklerdi.Bazen ocakta ön pişmiş yemek de sobanın üstüne konulur ki ağır ağır pişsin ve tüp boşa yanmasın diye.
İşte böyle, uzunca bir aradan sonra belki de buraları özlediğimden olabilir gece gece yazasım geldi bir şeyler.
Bu arada DİP NOT olarak üstteki şemsiyeli fotoğraf bana ait, alttakiler google amcanın görsel deposundan alıntı. 
Umarım bundan sonra daha sık yazarım.Kendinize iyi bakın, görüşmek üzere blogcanlar :)

13 Aralık 2017 Çarşamba

ŞEHRİN GECE IŞIKLARI

Gün geceye kavuşurken şehirde bir telaştır alır gider başını.İşten, okuldan çıkanların kimi evine kimi de arkadaşlarıyla buluşup günün yorgunluğunu atmak için düşer yollara.Otobüsle giden oturacak yer bulursa dayar başını otobüsün camına ve şehrin bir bir yanan ışıklarını seyretmeye başlar.Arabayla giden bir yandan trafikle boğuşurken diğer yandan açar radyosunu, sevdiği müziğin ruhunda yarattığı sakinleştirici etkiyle gidecek olduğu yere ulaşmaya çalışır.
Şehrin ışıkları bazen kuyumcu vitrini gibi ışıldar, bazen de rengarenk yanar dönerli ışıklarıyla sinema atmosferine sokar insanı.Bazıları akşamın getirdiği güzelliklerin farkına varmaz bile ama bazıları da vardır ki hayatı akşam yaşamaya başlar.
Hele ki günü akşam yaşayanların bazısı şehirden el ayak çekildikten sonra bayılır arabayla şehir turu yapmaya.Kalabalık dağılmış, gece sessizliğe teslim olmaya hazırken fonda nostaljik müzik yayını yapan radyodan kulağa ve ruha hoş gelen slow şarkılar yankılanmaya başlamıştır çoktan.
Şehrin en güzel, en sevilen caddeleri, şehri tepeden gören mekanlar henüz kapanmamıştır o saatte daha.Çayını, kahveni ister çay bahçesinde yanan kuzinenin ışığında içersin, ister arabada ama her şekilde şehir ışıklarını izlemek güzeldir.
İçinden gelirse sohbet edersin, gelmezse gecenin sesini ya da sessizliğini dinlersin.Ertesi güne ruhunu dinlendirmiş, arınmış olarak evine, kulübene dönersin.

Bu akşam da böyle işte...
Fonda Pal Nostalji Fm , görsellerde google amcanın gece ışıklarının olduğu fotoğraflar var.
Hatta şu an Tanju Okan'ın Çal Çingene şarkısı var fonda :)