Bumerang - Yazarkafe

21 Aralık 2013 Cumartesi

Kaçırılmaması Gereken En Avantajlı Yılbaşı Fırsatları Bu Yazıda!

Yeni yıl heyecanının hepimizi iyiden iyiye sardığı bugünlerde, bir yandan yılbaşı akşamı için planlar yaparken bir yandan da “ne hediye alacağım?” endişesi içerisine giriyoruz. Yılbaşına kısa bir zaman kala alışveriş merkezlerinde telaşla gezmek yerine sizin için hazırladığımız alternatif hediye ve kampanya önerilerini mutlaka inceleyin!

Sizin için ilk seçtiğim hediye alternatifi ev hediyesi almayı düşünenlerin oldukça ilgisini çekecek!


2014'ün en güzel kahvaltıları, en hoş sohbetleri için Vestel’in sunduğu kahvaltı setlerine mutlaka göz atın derim!


Vestel yılbaşına özel hazırladığı kahvaltı setleri ile hediye alışverişini kolaylaştırıyor. Kırmızı, Inox ve Siyah Kahvaltı Setleri hem şıklığı ile göz dolduracak, hem de sevdiklerinizi çok mutlu edecek. “Hediyem yılbaşı ruhuna uygun olsun!” diyenler için kırmızı set ideal bir seçim.


Vestel Inox Su Isıtıcı, Dijital Tost Makinesi, Türk Kahve Makinesi'nden oluşan Inox set de çok şık ve pratik bir alternatif. Bu setin farkı ızgara olarak da kullanılabilen Vestel Dijital Inox Tost Makinesi.


Modern ve şık bir hediye arayanlar içinse önerimiz Siyah Set. Vestel Siyah Su Isıtıcı, Ekmek Kızartma Makinesi ve Filtre Kahve Makinesi içeren bu set farklı tasarımı ile benzersiz bir hediye olmaya aday.


Setler için buradan online sipariş verebilir, ücretsiz kargoyla hemen hediyelerinize kavuşabilirsiniz! Unutmadan, Vestel Kahvaltı Setleri 2014 yeni yıla özel hazırlandı. Yılbaşı’ndan sonra bu şekilde set olarak bu fiyatlarda bulmanız pek mümkün değil. 


Özel, başka hiçbir yerde olmayan bir hediye arıyorsanız Vestel'de harika bir öneri daha var: Yılbaşı özel tasarımlı Türk Kahvesi Makinesi yeni yıla özel indirimli sadece 59 TL!


Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hediyeler… Peki 2014 için dileğiniz hazır mı?

Siz sevdiklerinizi unutmayıp yeni yıl hediyeleri alırken Garanti de sizi unutmamış!

2013 yılını geride bırakırken yeni yıldan yeni dilekler eksik olmuyor. Yeni yıla girerken Garanti Bankası bazılarımızın dileklerini duymuş gibi sosyal medya takipçilerini sevindirecek bir kampanya yapmış!

Yeni yıl hediyeniz Garanti Link’ten!

Yıl boyunca farklı kampanyalarla fırsatlar sunan Garanti Link, 2014’e girerken çuvalını hediyelerle doldurmuş bir Noel Baba gibi bacanızdan inmeye hazırlanıyor. Günde en az 10 kere kontrol ettiğimiz sosyal medya hesaplarımızı Garanti Link ile Link’leyerek 14 şahane hediyeden birini kazanmaya hak kazanıyoruz. Televizyondan tablet bilgisayara, telefondan fotoğraf makinasına kadar birbirinden değerli hediyelerden birine sahip olmak çok da kolay. Benim dileğim yeni yılda sevdiklerimle her anımı ölümsüzleştirebileceğim bir fotoğraf makinası. Sizin dileğiniz ne?


Siz de buradan sosyal medya hesaplarınızı Link’leyin, 14 şahane hediyeden birini kazanma şansı yakalayın!


Diğer bir önerim ise moda ile teknolojiyi bir araya getiren Samsung Galaxy Gear! Çarpıcı renk seçenekleri, ince ve zarif tasarımı ile giyilebilir teknolojileri günlük yaşama daha da entegre eden Samsung Galaxy Gear alan herkese, 32GB microSD kart hediye ediliyor. 31 Aralık’a kadar geçerli olan kampanya ile hem yeni yılın en şık hediyesi olmaya aday Galaxy Gear’a, hem de yeni yılda en güzel anılarınızı rahatça saklayabileceğiniz 32GB microSD karta sahip olabilirsiniz.

Yenilikçi ve modaya önem veren kullanıcılara siyah, beyaz, gri, turuncu, sarı ve roze gibi çarpıcı renk seçenekleri sunan Galaxy Gear, 1.9 megapiksel BSI sensörlü kamerası ve 1.63 inç Super AMOLED ekranı ile kullanıcıları cezbediyor.


Telefonunuz cebinizdeyken bile bağlantıda kalmanızı sağlayan Galaxy Gear’da bulunan dahili hoparlör sayesinde telefonsuz konuşma deneyimini sunuyor. Örneğin, bir yandan yılbaşı partiniz için hazırlanırken, diğer taraftan telefon konuşmalarınızı yapabilir, alarmınızı kurabilir, mesaj yazabilir ya da takvim girişlerinizi oluşturabilirsiniz.


Kampanya hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayın: http://www.samsung.com/tr/campaigns/galaksidenhediye/



Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Kasım 2013 Cuma

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.

Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor.
Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;
http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=0JEBH0OAV31

Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Kasım 2013 Cumartesi

REHAVETTEN SIKILDIM

2013, senden fena halde sıkıldım.Çekil git bir an önce de bana ve bloguma verdiğin rehavet bitsin artık.Hatta ben şimdiden bitirmeye başlayayım ki sen giderken arkanda döküntü kalmasın :)
Bu rehavete son vermeye benim gecikmiş İtalya maceramdan başlamaya ne dersiniz? Hatta yarın gezinin ilk rotası olan Napoli'den başlayalım.
Fotoğraf, Napoli'deki Pompei Antik Kentinden bir kare...

15 Ekim 2013 Salı

HAYIRLI BAYRAMLAR OLSUN :)

Yine buraları ihmal ettim biliyorum ama yaz sıcağının rehavetini üzerimden ancak atıyorum.Paylaşacak çok şey var.Fotoğraf var, gezi anıları var, var da var :) Bir de hangi birinden başlayacağını bilemeyen ben varım.
Neyse lafı uzatmayayım da bayramınızı kutlayayım.Alttaki fotoğrafta gördüğünüz ayakkabıların bayramla ne ilgisi var demeyin.Çünkü onlar bir çikolatadır canlar.
İtalya gezisi sırasında yeğenimin arkadaşının Milano'da bizi götürdüğü 7-8 katlı BOYNER tarzı bir mağazanın en üst katındaki cafenin vitrinini süslüyordu bu çikolata ayakkabılar.
Şimdilik bana müsaade, 
size de sevdiklerinizle birlikte güzel günler dilerim.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Fırıncı Orhan'dan Ekmeğin Hikayesi

Türkiye’de ekmeğin hikayesi Fırıncı Orhan tarafından 1958 yılında Çukurambar’da açılan mahalle fırını ile başladı. Ekmekçilik tarihi ise 8 bin yıl öncesinden; insanların hububatı taşlar arasında kırıp ufaladığı, sonra da bunlara su katıp elde ettiği hamuru yassı bir kaya üzerine yayarak ateşte pişirdiği günlere kadar uzanır. İlkel insan topladığı hububatı ufalardı, aksi taktirde ne çiğneyebilir ne de yumuşatmaksızın sindirebilirdi.

Mısırlılar ekmekçilikten keyif alırdı, dahası onlar için ekmek, yaşamlarının simgelerinden biriydi. Ekmek Mısırlılar için o kadar önemliydi ki ölenler bundan sonraki hayatlarında da yoksun kalmasınlar diye mezarlarına bir parça ekmek konuyordu. Ekmek başlıca gıdaları olduğu gibi maaşlarını da ekmek üzerinden alıyorlardı. Piramitleri inşa edenlere emekleri karşılığında ekmek veriliyordu. Kişinin maddi durumu kaç somunu bulunduğuna göre ölçülüyordu.

Biracılıktan elde ettikleri mayayı ekmek hamurlarını fermente edip şekillendirmede kullanıyorlardı. Ancak hamurun nasıl fermantasyona uğradığını bir türlü çözemiyorlardı. Mısırlılar zamanla değişik unlar kullanıp çeşitli şekiller bularak ekmek somununu bir sanat yapıtı gibi işlemeye başladı.
Yunanistan’da ve Roma  İmparatorluğu’nda ekmek zamanla halkın başlıca gıda maddesi haline geldi. Yumurta ve yağ da katılmaya başlandığında ise ekmek artık lüks tüketim maddeleri arasındaki yerini almıştı. Daha beyaz ekmekler zenginlerin, pek tadı tuzu olmayan ekmekle ise fakirlerin sofrasını süslüyordu.

Ortaçağ Avrupa’sında Normanlar ekmekçilikte çavdar kullanmaya, hamurlarını da yorgan altında fermente etmeye başladı. Yayvan ekmekler revaçtaydı, çünkü hem tabak işlevi görüyor, hem de lezzetle yenebiliyordu.

Zamanla birçok toplulukta, pişirilen ekmeğin çeşidine göre Fırıncı Loncaları kurulmaya başladı. Loncalar dürüst fırıncılara kol kanat geriyor hem de topluluk içinde statü kazandırıyordu. 1958 yılında bir mahalle fırını olarak kurulan Fırıncı Orhan 2011 yılında Çukurambar’da yaptığı yatırım ile ekmeğin tarihine farklı bir devrin başlangıcını ekledi. Farklı ve lezzetli çeşitlerini her zaman en taze ve sıcak bir şekilde sunan Fırıncı Orhan geleneksel ekmek çeşitlerinin yanı sıra Dünya mutfağındaki Fransız bageti,ciabatta gb. Ekmekleri de tüketicilere orjinaline en yakın bir biçimde sunarak ekmek fırınlarına yeni bir vizyon verdi.

Fırıncı Orhan bir mahalle fırnındaki sıcaklığı müşterisine sunmasının yanında en kaliteliyi en lezzetli ve en makul olan fiyata satması ile de haklı bir üne kavuştu.

Fırıncı Orhan 7’den 70’e herkesin damak tadına uygun ürünleri ile ekmekçilik tarihindeki yerini hergün daha da çok arttırıyor.

Sizde daha önce Fırıncı Orhan lezzetleri ile tanışmadıysanız bir an önce size en yakın Fırıncı Orhan ile tanışın…

Fırıncı Orhan Çukurambar şubelerinde seçkin ekmek çeşitleri yanında, Fo gurme marketten diledğiniz gurme ürünü alabileceğiniz gibi Dünya mutfağından özel yemekleri tüketebileceğiniz Fo Resto’ya da uğramayı unutmayın.

Bilgi için www.firinciorhan.com.tr
Online sipariş ve catering için www.thegurme.com
Twitter.com/firinciorhan
Facebook.com/firinciorhan

Fırıncı Orhan Çukurambar
Alo Paket: 0312 284 33 33
Rezervasyon: 0312 284 33 06

Fırıncı Orhan Armada AVM
İletişim: 0 312 219 01 99

Fırıncı Orhan ParkOran
İletişim: 0 312 490 08 88

Fırıncı Orhan Okyanus Plaza
Alo Paket: 0 312 283 48 48
Rezervasyon: 0 312 279 22 23

Fırıncı Orhan Dolphin AVM
Alo Paket: 0 312 283 48 48

Fırıncı Orhan Yıldız
Alo Paket: 0 312 438 72 73

Fırıncı Orhan Göksu
Alo Paket: 0 312 280 79 79

Fırıncı Orhan Necatibey
Alo Paket: 0 312 229 03 03

Fırıncı Orhan Çayyolu
Alo Paket: 0 312 241 24 25

Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

En hünerli hanımların bile böyle iyi yardımcıları olmalı…

Pakmaya pişirme yardımcıları siz Mutfağın Yıldızlarına her ihtiyaç duyduğunuzda en iyisini sunmaya hazır.

Ne arzu etmiştiniz? Lezzetleri kabartan hamur kabartma tozu, tatlılara lezzet katan şekerli vanilin, pastaları kekleri süsleyen toz kakao, hamur işlerinin vazgeçilmezi karbonat, bir lezzet klasiği pudra şekeri, sütü nefis tatlılara dönüştüren buğday ve pirinç nişastası, her mutfağın yardımcısı pirinç ve mısır unu, pane yemeklere hayat veren galeta unu… Hepsi enfes sofraları donatmanız için… Hepsi Pakmaya’dan…

Ramazan’da, bayramda; iftarda sahurda; ailece, misafirlerle; arkadaşlarla, akrabalarla… Sevinci, neşeyi, lezzeti paylaşmak için Pakmaya pişirme yardımcılarına gönül rahatlığıyla güvenin.

Yaz Şekerparesi

Malzemeler:
Şekerpare için:

• 1 ½ Su Bardağı Buğday Unu (150g)
• 2 Çay Kaşığı Pakmaya Hamur Kabartma Tozu (4g)
• 1/3 Su Bardağı Pakmaya Pudra Şekeri (45 g)
• 4 Yemek Kaşığı Tereyağı (70g)
• 1 Adet Yumurta
• 2 Çay Kaşığı İrmik (5g)
• ¼ Çay Bardağı Toz Badem (10g)
• 2/3 Çay Bardağı Antep Fıstığı (20g)
• ½ Limonun Kabuğunun Rendesi
Şurup için :
• 4 Su Bardağı Şeker (700g)
• 4 Su Bardağı Su (800ml)
• ½ Limonun Suyu
Krema için :
• 1 Su Bardağı Pakmaya Pudra Şekeri (120g)
• 1 Su Bardağı Beyaz Krem Peynir (200g)
• ½ Limon Kabuğu Rendesi
• İsteğe Göre 1 Çay Kaşığı Vanilya Özütü

Hazırlanışı:
1. Fırınınızı önceden 190°C ayarlayıp ısıtın.
2. Bir sos tenceresinde, şeker ve suyu 10 dakika kaynatın, ocaktan almadan önce limon suyunu ekleyip, soğumaya bırakın.
3. Bir karıştırma kabına un ve Pakmaya Hamur Kabartma Tozu’nu eleyerek aktarın. Toz badem, irmik ve tereyağını da ekleyerek parmak uçlarınızla ovuşturarak tamamen eritip karıştırın.
4. Kurabiye hamuru kıvamındaki hamuru 4-5 dakika yoğurun.
5. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın, pişirme kağıdı serili tepsiye aralıklı olarak yerleştirin.
6. Ortalarına Antep fıstığı yerleştirip, önceden 190°C ısıtılmış fırında pembeleşinceye kadar, 15-20 dakika pişirin.
7. Bir sos tenceresinde şurup malzemelerini kaynatıp hazırlayın. Soğumaya bırakın.
8. Bir çırpma kabında krema malzemelerini düşük devirde çırpıp, soğuması için buzdolabında 30-35 dakika bekletin.
9. Fırından çıkarınca 5 dakika bekletip, üzerine soğuk şurubu dökün.
10. Arada kaşıkla şurubu üzerlerine gezdirip, üzerinde krem peynirli krema ile soğuk servis edin.

Kalbura Bastı

Malzemeler:
• 2 ½ Su Bardağı Buğday Unu (250g)
• 1 Paket Pakmaya Hamur Kabartma Tozu
• ½ Çay Bardağı Yoğurt (50g)
• 1 Adet Yumurta
• ½ Su Bardağı İrmik (70g)
• 7 Yemek Kaşığı Margarin (125g)
• 1 Çay Bardağı Sıvı Yağ (100ml)
• 1 Paket Pakmaya Şekerli Vanilin
• 1 Su Bardağı Ceviz (İri Dövülmüş)
Şurup için:
• 4 Su Bardağı Şeker (700g)
• 3 Su Bardağı Su (600ml)
• 2 Çay Kaşığı Limon Suyu
Servis için:
• 1 Paket Pakmaya Krem Şanti
• 1 Su Bardağı Süt (100ml) (Krem Şanti için)
• 1 Paket Pakmaya Çikolatalı Sos
• 2 ½ Su Bardağı Süt (500ml) (Sos için)


Hazırlanışı:

1. Fırınınızı önceden 180°C ayarlayıp ısıtın.
2. Un ve hamur kabartma tozunu eleyerek karıştırma kabına aktarın ve üzerine margarini ekleyin.
3. Parmak uçlarınızla ovalayarak margarin eriyip karışım kum kıvamına gelene kadar karıştırın.
4. Üzerine ceviz hariç diğer malzemeleri ekleyip 7-8 dakika yoğurun.
5. Hazırladığınız hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın ve kalburun orta irilikteki kısmına bastırarak açın.
İçerisine ceviz koyup hamurları kapatın.
6. Önceden 180°C ısıtılmış fırında, 35-45 dakika hamurların üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
7. Bir sos tenceresinde su ve şekeri kaynatıp, 5 dakika daha şurup kıvamına gelene kadar pişirin.
8. 1-2 dakika soğutup, soğuk kalbura bastıların üzerine dökün.
9. Kalbura bastı hamurlarını çevirerek şuruba bulayın ve şurubunu çekince soğuk servis edin.
10. Arzuya göre üzerinde soğuk krem şanti ve çikolatalı sos ilavesi ile lezzeti arttırabilir, farklı bir lezzet katabilirsiniz.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

19 Haziran 2013 Çarşamba

LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUNUZ

Yirmi gündür Gezi Parkı ile ilgili olaylarla yatıp kalktık.Bu yirmi gün süresince içimden zerre kadar yazı paylaşmak gelmedi.Bazılarınızın İtalya ile ilgili yazı ve fotoğraflarımı beklediğinizi biliyorum.Lâkin iyi iş yılında çıkarmış.Ben sizi o kadar bekletmeyeceğim ama bu arada sizinle facebookta rastladığım ve çok hoşuma giden, içime işleyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
Noktasına virgülüne dokunmadan, aynen.İsteyen linki açıp yerinden okur, isteyen buradan okur.Ama illede okuyun derim.
--------------------------------------

Gezi Parkı, sokak çocuğu, biz ve hayallerimiz… / Oya Ayman

17 gün parkta kalıp, yemek pişiren, çöp toplayan, erzak taşıyan arkadaşım yanıma yaklaşıp şunları söylemeseydi belki de bu yazıyı yazacak gücü kendimde bulamayacaktım. Uzun zamandır kelimelerim yetersizdi, her şey o kadar hızlı değişiyordu ki…
Cumartesi günü Gezi Parkı boşaltılmadan önce bir sokak çocuğu, arkadaşıma “Abla gitmeyin, siz gidince biz çok yalnız kalıyoruz” demişti. Bu sözleri bana aktardığında, günlerdir pek çok insan gibi boğazıma yerleşen düğüm geri geldi, birşey diyemedim.
Yaşıtları sofraya gelen yemeği seçme özgürlüğünü yaşarken, karnını doyurmak için çaba göstermek zorunda kalan bu küçük çocuğun dileğinin altında yatan duygunun, hepimizin Gezi Parkı’ndaki ortak ruha duyduğu hayranlığın altında yatanlarla benzer şeyler olduğunu düşünüyorum.
Bizler için düşlerimizin gerçekleşmesi gibiydi Gezi Komünü, onlar için de bir düş olmalıydı. Kimsenin umursamadığı, itip kaktığı, kimselere güvenemeyen, kendini sürekli savunmaktan sertleşmiş bu çocuklar onlarla parkta yatan, aynı yemeği yiyen, oyun oynayan, elindekileri paylaşan, onları dinleyen, güldüren, okşayan insanları sevdiler.
Sokakları evi belleyen bu çocuklar, canı pahasına korumak istediği ağacın gölgesini evi sayan insanların şarkılarını, masallarını dinledi. Belki de ilk kez güven içinde uyudu parkta… Kulağına çalınmış ama pek anlam veremediği “barış içinde yaşama”nın ne demek olduğunu gördü.
Va okulda, sokakta ya da televizyonda görmediği bir sürü başka şeyi gördü, yaşadı…
Zor şartlarda da olsa gülünebileceğini…
Dayanışmanın, yardımlaşmanın insanları nasıl birarada tuttuğunu…
Yoga yapanları, saksafon çalanları, karikatür çizenleri, yaralı insanları ve hayvanları tedavi edenleri, çadırının önünü süpürenleri…
Parkta sebze yetiştirilebileceğini, farklı  takımı tutanların birlikte halay çekebileceğini, farklı bayrakları taşıyanların ağaçların altında biraraya gelebileceğini…
Kocaman laflar edenlerin, sessiz oturanların, plazada çalışanların, atölyede ter dökenlerin, lezbiyenlerin, gaylerin, müdürlerin, öğretmenlerin, doktorların, avukatların, milletvekillerinin, işçilerin, memurların, seyyar satıcıların, gazetecilerin, yazarların, çiftçilerin, sinemacıların, reklamcıların, esnafın, annelerin, babaların, amcaların, teyzelerin, çocukların, gençlerin hep birlikte şarkılar söyleyebileceğini…
Belki ilk kez birileri ona resim yapması için kağıtlar, boyalar verdi, karşılık beklemeden… Onun yaptıklarını alkışladılar, iplere asmaya, sergilenmeye değer buldular…
Taksim’in ortasında binlerce kişiyle Beethoven’ın sonatlarını dinledi, parkta namaz kılanları rahatsız etmemek için susanları gördü, eşyalarını tanımadığı insanlara güvenle teslim edenlere tanık oldu, V for Vendetta’yı izlemese de, Çav Bella’nın anlamını bilmese de onların ardındaki hikâyeyi yaşadı.
Sadece o değil, hepimiz açtık bu güvene, dayanışmaya, şiddetsizliğe, paylaşıma, katılmaya, lafımızın dinlenmesine…
O çocuklar, gençler ve bizler hiç bir okulun öğretmediği şeyleri gördük, keşfettik, öğrendik…
O dilek ağacını yakmış olsalar da dileklerimiz hiç bitmeyecek.
O sokak çocuğu Gezi Parkı’nda yaşadıklarını gördüklerini hiç unutmayacak, ağaçların sökülmesine izin vermeyecek, gökyüzünün altında barış ve güven içinde yaşamanın mümkün olduğunu bilecek, umutlarında, kurduğu hayallerde hep bir Gezi Parkı olacak.
Ve bizler de o sokak çocuğu gibi yaşadıklarımızı, gördüklerimizi hiç unutmayacağız. Yazmaya, konuşmaya, yaymaya devam edeceğiz.
Ve Gezi’yi sosyal medyadan nasıl meydanlara, parklara taşıdıysak, şimdi de kendi evlerimize, sokaklarımıza, mahallelerimize, işyerlerimize, köylerimize taşımanın zamanı.
Eğer Gezi Parkı sıradan bir belediye parkı değil, bostanıyla, forumuyla, sanat alanlarıyla, yoga yapanlarıyla, hatta kamp kuranlarıyla herkesin kullandığı bir alan olsaydı insanlar parklarına sahip çıkmak için bu kadar geç kalır mıydı?
Ve şimdi bütün parklarda nasıl bir park, nasıl bir kent, nasıl bir yaşam istiyorsak onu konuşmalıyız…
AVMlerde zaman geçirmek yerine parklarımızda bostanlar yapmalıyız.
Obezleşen kentleri şişirmek, tüketimden beslenerek yüceltilen kentler yerine sürdürülebilir, kendine yeten yerleşimleri ve küçük çiftçinin kente göç etmemek için direndiği kırsalı desteklemeliyiz.
Bize temiz hava veren kutsal bildiğimiz ağacın sökülmesine karşı çıkarken, iklimi değiştireceği için termik santrallere, nehir yaşamını tehdit ettiği için devasa HES projelerine, tarım yapılan alanları, yer altı sularını kirlettiği için altın madenlerine,  gıda bağımsızlığımızı tehdit ettiği için tohumların tekelleşmesine, sağlığımızı ve biyolojik çeşitliliğimizi tehdit ettiği için GDOlara, ormanlarımızı yok ettiği için plansız/vahşi yapılaşmaya da karşı çıkmalıyız.
Ama Gezi Parkı’nda olduğu gibi karşı çıkarken, yerine koymak istediğimizi de göstermeliyiz. Yaşadığımız yeri temiz tutmalı, geri dönüştürmeli, yeniden kullanmalı, güneş enerjisinde yemek pişirmeli, mahalle bahçelerinde sebze ekmeli, her köşe başında çocukları düşünmeli, bunları yaparken yardımlaşmalı, dinlemeli, halaylar çekmeli, komiklikler yapmalı, şarkılar söylemeliyiz.
Aynı Gezi Parkı’nda olduğu gibi kentimize, köyümüze, ormanımıza, nehirlerimize, göllerimize, denizlerimize, tohumlarımıza, gıdamıza sahip çıkmalı, etrafımızda olan biteni daha iyi anlamalıyız.
Ve Gezi Parkı’nda olduğu gibi insanın, hayvanın ve doğanın haklarını birbirinden ayrı görmeden, bu haklar için çalışanlara destek olmalıyız.
Belki o zaman her yer Gezi her yer direniş olur…
Belki o zaman sokak çocuğunun dileği gerçek olur…

4 Haziran 2013 Salı

BU BLOGDA DİRENİŞ VAR

Sabah Kahvesi olarak olup biteni görmezden gelmek olamazdı.
Sahip olduğumuz demokrasiyi kaybetmemek adına Sabah Kahvesi'de direnişe destek vermektedir.

ANTALYA'LI BLOGGERLAR YİNE BULUŞUYOR


Yarın ANTALYA ERASTA AVM'de Antalya'lı 

Bloggerlar olarak buluşuyoruz

Etkinliğimiz 13:00-15:00 arasında gerçekleşecektir.

Tüm Antalya'lı blogger arkadaşlarımız davetlidir.

2 Haziran 2013 Pazar

MEMLEKET TOPRAĞI BİR BAŞKA OLUYOR

İtalya'dan gece döndüm.Ben gidip gelene kadar ortalık karışmış.Ben bunları hazmedip sindirene ve gezinin yorgunluğunu atana kadar bana izin verin.Bir aksilik olmazsa önümüzdeki Çarşamba günden itibaren gün gün gezi ile ilgili fotoğraflarımı ve izlenimlerimi paylaşacağım.Şimdilik cep telefonuyla çektiğim bu fotoğrafı sizlerle paylaşmak istedim.

24 Mayıs 2013 Cuma

İSTİKAMET İTALYA

Önce hayırlı Cumalar dilerim, sonra da bir haftalığına hoşça kalın derim efendim.



Yarın sabah Pronto Tur ile İtalya'ya doğru yola çıkıyorum. 7 gece 8 gün sonra bol bol fotoğraf çekmiş olarak döneceğim nasipse.Size güzel günler, bana da iyi yolculuklar olsun.Sizin yerinize de gezip göreceğimden emin olabilirsiniz :)

13 Mayıs 2013 Pazartesi

11 Mayıs 2013 Cumartesi

ANNELERİN EN MUTLU GÜNÜNE ACI KATTILAR

Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki patlamalardan sonra anneler gününü nasıl kutlayacaksak artık :(


6 Mayıs 2013 Pazartesi

İMZA:KARIN - YOL ARKADAŞIM'A

İmza:Karın Antalya'daki kitapçılara bugün ulaştı.Ben de sabredemeyip D&R 'dan aldım hemen.Hatta kitabı raftan elime alır almaz sayfaları çevirip kendi yazdığım mektubu oracıkta bir solukta okudum.İnsanın kendi yazdığı satırları bir kitabın yaprakları arasında görmek meğer ne güzel şeymiş.
Çektiğim fotoğraflardan birisini hikayesiyle birlikte fotoğraf dergisinin sayfaları arasında görünce de böyle heyecan yapmıştım.Benden başka birilerinin de okuyup görmesi insanın kendine güven duygusunu arttırıyor :)

5 Mayıs 2013 Pazar

İMZA:KARIN

İmza:Kızın adlı kitapta her yaştan, her kesimden kadın babalarına mektup yazmışlardı ama ben o fırsatı kaçırmıştım.
Bu defa olaya ben de dahil oldum ve eşime, yol arkadaşıma mektup yazdım.

Kadınlar, “İmza:Kızın” derken önce hayatlarındaki ilk erkek olan babalarına mektuplar yazdılar. Yanlarında olan, olmayan veya bir kez dahi göremedikleri babalarına… Şimdi kız çocukları büyüdü, hayatın içinde kadın olarak durmayı öğrendi. Bu defa, hayatlarında öyle ya da böyle, iyi ya da kötü, kısa ya da uzun süreli izler bırakmış veya bırakacak olan erkeklere anlattılar yaşadıkları duyguları. Bir resmi imza olsun olmasın, kimi kocasına, kimi sevgilisine, kimi kaybettiği ruh eşine, kimi nefret ettiği “eski” eşine, onu terk eden sevgilisine, kimi de arayıp da hiç bulamadığı o erkeğe yazdı mektubunu.
Farklı sosyo-kültürel yapılardan, farklı yetiştirilme biçimlerinden, farklı duygusal temalardan gelen 100’ü aşkın kadının hayatlarında iz bırakmış, bırakan, bırakacak erkeklere yazdığı mektuplardan oluşan “İmza: Karın”, kadınların hayatı paylaştıkları erkeklerden neler beklediğini farklı yönlerden gün ışığına çıkaran bir kitap. Yaşı, mesleği, kocası kim olursa olsun, kadın her yerde kadın ve kadın olmanın özü ile kadınların beklentileri aslında birbirlerinden çok da farklı değil.
“İmza:Kızın” ekibinden Banu Özkan Tozluyurt’un yayına hazırladığı “İmza:Karın” Mayıs ayından itibaren kitapçıların raflarında yerini alıyor. Bazen kendinizi, bazen hayat arkadaşınızı bazen de çok yakından tanıdığınız kişilerin en saklı hayallerini okuyacağınız kitabın geliri de, çıkış noktası ile çok uyum sağlayan bir amaca hizmet için ayrılıyor: “İmza: Karın” kitabının telif geliri, kadınların huzurlu, mutlu ve kendilerini ifade edebilen bireyler olması için faaliyet gösteren Sınır Tanımayan Ebeveynler Topluluğu Derneği STET için bağışlanacak. 
Kadın gözünden yaşamın detaylarını, kadının kalbinden geçen aşkın 
izlerini yakalamak istiyorsanız, 

“İmza: Karın” size yüzlerce farklı pencere sunuyor. 

2 Mayıs 2013 Perşembe

ANTALYA'LI BLOGGERLARIN BAHAR PİKNİĞİ

İki hafta önce Nisan ayının son günü için Demlenmiş Yaşam Öyküleri blogunu sahibesi Dilek Hanım tarafından Antalya'lı Bloggerlar Bahar Pikniğine davet aldım.Elbet davete icabet etmemek olmazdı, ben de kabul ettim.
Sağolsun herkes bütün maharetlerini ortaya koyan pasta, börek ve salatalarıyla gelmişler.Ben son anda Güzeller Ev Börekleri 'nin meşhur kıymalı kuru böreğinden aldım ve götürdüm.




Hepsi de çok lezzetliydi.
Ellerinize sağlık arkadaşlar :)






















:: Pikniğe katılan arkadaşların blogları ::

http://analikizlihertelden.blogspot.com/

http://bakirtencerem.blogspot.com/

http://zeyneple.blogspot.com/

http://birtutamkekik.blogspot.com/

www.pastaneden.blogspot.com

www.lasorellanikahsekerleri.blogspot.com

 http://www.nursevincelezzetler.com/


http://hunerlieller.net

http://ayseroseface.blogspot.com/

http://bir-kase-lezzet.blogspot.com/

 http://eminedesign.blogspot.com/


http://resimlitarif.com/

http://havvadansudan.blogspot.com

http://limonatavekurabiyem.blogspot.com/

http://dilekafiyonavci.blogspot.com/

http://herteldentala.blogspot.com/

 http://www.umutsepetim.com/


http://sehvalozel.blogspot.com/

http://dilsheen.blogspot.com/

http://ikitanemvebiz.blogspot.com/




Yanda ise buluşmaya sponsor olan firmalardan gelen hediyelerimiz.






Güzel bir gündü, yeni arkadaşlarla tanışmak, birileriyle bir şeyler paylaşabilmek güzeldi.


Buluşmaya öncü olan ve emek veren bütün arkadaşlara çok teşekkür ederim.








Bir daha ki buluşmaya nasip kısmet artık :)